Gürcistan

Ali ve Nino… Batum’da İki Âşık…

alininoalinino

(Başlamadan önce kısa bir bilgi notu: Ali ve Nino Heykeli, Kurban Said’in “Ali ve Nino-Bir Aşk Hikayesi” adlı romanında yer alan iki karakterden esinlenilerek Batum’da hayat bulmuş. Bu nedenle bugün “Aşk Heykeli” olarak da anılır.  Azeri delikanlı Ali ile Gürcü genç kız Nino’nun imkansız aşkı, Tamara Kvesitadz’ın gözünden Batum’da bu heykel ile vücut bulur. Heykeldeki iki figür her on dakikada bir, birbirlerine kavuşup, birbirlerinden ayrılır.)

***

Nemli bir İstanbul gecesi… Oturmuş kara kara düşünüyorum, Batum gezimi nasıl yazsam blog’a diye. Aslında Gezimanya’ya yazdım iki yazı, ama blog’a koymamışım hiç. Batum’dan bahsetmeliyim biraz. Ama ne yazmalı.  Aradan epey süre geçti gideli. Ne kaldı aklımda?  

İstanbul’un nemi, soğuk benekli bir engerek yılanı gibi tenimi usulca ürpertirken,  o gecesi ışıltılı, gündüzü egzotik kentten geriye aklımda, en çok ama en çok Ali ve Nino heykelinin kalmış olduğunu anlıyorum.  

Batum’da gece yürüdüğüm o sahil yolunda bir anda karşımda beliriveren iki roman kahramanı Ali ve Nino… Bir o kadar yalan bir o kadar sahici…  Bir o kadar sade, bir o kadar vurucu… Gecenin karanlığında, yıldızlara dokunacakmış gibi yüksek, elini uzatsan dokunacakmışsın gibi yakın…

Batum benim için o heykelle özdeşleşti biraz galiba. Herhalde iflah olmaz, kırılsa da kalbi uslanmaz, aşk dedi mi gözü hiçbir şeyi görmez, bir saf âşık olmamdan kaynaklı. Nerede böyle sonu hüzünlü bir hikaye görsem oraya takılıp kalıyor yüreğim. Tıpkı sonu kötü biten kendi aşklarıma takılıp kaldığı gibi…

Dünya hüzünlü bir yer galiba genel olarak… Bir terazi olsa ve mutlulukla hüzün tartılsa, hangi kefe ağır gelirdi? Hangisi hafif gelirdi dersiniz?

Ali Nino da işte o kefeyi yere çalan bir hüzün heykeli…

İki kavuşamayan âşık… Bir ileri bir geri giden… Bir sarılıp bir ayrılan… Bir barışıp bir küsen… Bir orada bir uzakta… Bir var bir yok olan…

Ne dinleri bir, ne kültürleri… Ne yaşadıkları bir, ne yaşayacakları… Bir romanın tozlu sayfalarından, bir kentin ışıltılı gecelerinde can bulmuş iki karakter onlar… Bence Batum’u Batum yapan, Batum’a can katan, Batum’un kanı canı olmuş iki insan onlar artık…

Aşkın tarifini sorsalar, Batum’daki bu heykel derdim. Ali ve Nino karşımda bir ayrılıp bir barışırken, üniversite yıllarında annemle yaptığım bir konuşmaya gidiyor aklım. Şu an ismini hatırlamadığım bir aşktan ayrılmış, annemin kanatları altında, kırgın kalbimi sarmaya çalışıyordum sanırım. Annem, üzgün kumrusunun halini görüyüp teselli vermek için bana şöyle söylemişti:

“Kızım bir ömür âşık kalmak istiyorsan, zaten en sevdiğinde ayrılacaksın.
Kavuşunca aşk değil sevgi oluyor”.

Ali ve Nino ondan düpedüz âşık… Sırılsıklam âşık… Bir daha kavuşamayacasına, bir daha sarılamayacasına, bir daha, “bir” olamayacasına âşık onlar…

Kavuşunca sevinçten, ayrılınca hüzünden hıçkıra hıçkıra ağlayacakmışçasına âşık…
Bir aşk heykeli Ali ve Nino…

Batum’un kucağında, Karadeniz’in yamacında, bir gelip bir giden dalgalara nazır, kıyıya bir vurup bir geri çekilen bir sandal misali, birbirlerine bir kavuşup bir ayrılıyorlar gecenin sukunetinde..

Batum, benim için Ali ve Nino’nun acısı oluyor, hüznü oluyor, kederi oluyor. Batum bir aşk kenti oluyor.

Batum hakkında şimdiye dek duyduklarınızı unutun siz… Batum’u Ali ve Nino ile hatırlayın sadece… Düpedüz aşk olarak hatırlayın…

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Batum’la ilgili diğer yazılarım için:
Gürcü Mutfağından Seçmeler  
Kendinizden Bir Parça Bulacağınız Şehir: Batum

Onuncu Köy Yolcusu
Leave a Comment