AsyaKamboçya

Başka Bir Gözle Kamboçya

angkorwatsunrise

Kamboçya’yı Nasıl Bilirsiniz?

Kamboçya denilince aklınıza ne geliyor? Vahşi bir doğa, kanlı bir tarih, fakir, tekinsiz bir coğrafya mı? Çok değil, bundan 40 küsur yıl önce katliamlarla boğuşmuş, fakir bir ülke  olarak hafızamıza kazınmış Kamboçya.

Oysa kimileri için kanlı, hüzünlü bir rota olan Kamboçya, benim için hep mistik, gizemli, esrarengiz, büyüleyici ve çekici olageldi. İşte tam da o nedenle Kamboçya’nın o insanın yüreğini acıtan yanını değil, sevecen, cana yakın, mistik, insancıl yanını görmek için yola çıkacaktım.

Kendime hazırladığım rotada, önce kendimi Kamboçya’nın mistik tarihinde büyüleyici bir serüvene çıkardım. Sonra dümenimi akşamları güneşin adeta altın bir top gibi eriyerek suları altın sarısına boyadığı Tonle Sap Gölü’ne çevirdim.

Bu devasa gölün hayat verdiği yüzey köylerde, fakirliğin içinde ama bir o kadar da hayatından mutlu insanların zorlu yaşamına tanık oldum. Son durağım ise alabildiğine uzanan bembeyaz kumların billur sular ile buluştuğu, geceleri planktonlarla ışıldayan denizleri ile iki farklı Kamboçya adası oldu.

 

Angkor Wat’ta gün doğumu enfes manzaralar sunuyor.

Siem Reap

Angkor Tapınakları’nda Mistik Bir Tarihi Yolculuk

Kamboçya’ya gitmek için  bir sebep vermek gerekirse, tek bir sebep yeterli aslında: Angkor Tapınakları. Bir zamanlar Londra, 50 bin kişilik bir şehir iken, 1 milyonluk nüfusu ile Güneydoğu Asya’nın en önemli antik şehirlerinden biri olan Angkor, 400 km2lik devasa bir alana kurulmuş görkemli bir tapınaklar şehri. Şehrin dört bir yanına dağılmış yüzlerce tapınak, bugün Kamboçya’nın Siem Reap şehrinde yer alıyor.

Angkor evleriyle, saraylarıyla, devlet binalarıyla bir zamanlar dünyanın en ihtişamlı şehirlerinden biri olsa da, bugün Kamboçya’nın 9. yüzyıldan 15.yüzyıla kadar sahip olduğu o büyük gücün ve ihtişamın bir kanıtı olarak geriye sadece taş tapınaklar kalmış.

Nedeni ise hayli ilginç.  O  dönemde taş ve tuğladan yapılan binaların yalnızca Tanrılara mahsus olduğuna inanıldığından, fanilerin bulunduğu binalar da fani malzemelerden yapıldığı için, günümüze gelmeye ömürleri yetmemiş. Oysa tanrıların evleri  tanrılara yakışır şekilde hâlâ doğaya ve zamana direnmeye devam ediyor.

Şehir merkezinden tuk-tuk adı verilen motorlu araçlarla yaklaşık 40 dakikada ulaşılabilen tapınakların en ünlüleri Angkor Wat, Bayon ve Ta Prohm tapınakları.

Angkor Tapınakları’nda Yapılması Gerekenler

UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi’nde yer alan Angkor’da unutulmaz bir gezi için yapılacaklar listesinde başı çekenler şunlar:

  • Angkor Wat’ta gün doğumunu izlemek,
  • Bayon tapınağının kulelerinden size huzur içinde gülen 216 surata karşı gülümsemek,
  • Tomb Raider filminin çekildiği Ta Prohm tapınağında zamana karşı yarışta doğanın her zaman bir adım önde olduğuna tanıklık etmek,
  • Phnom Bakheng tapınağında Angkor Wat üzerinde batan güneşi seyretmek.

Angkor Wat gezileri 1, 3, ya da 7 günlük biletler ile yapılıyor. En önemli üç tapınağı gezmek, iyi bir planlama ile bir günde mümkün olsa da, çok yorucu olacağı için en güzeli 3 günlük bilet alıp sindire sindire gezmek.

Dikkat edilecek bir diğer nokta ise, Angkor Wat’ta gün doğumları için sabah 4’te kalkıp yola düşmek ve böylece Çinli turist kafilelerini saf dışı bırakarak en ön sıradan yer kapmak. Gün batımı için ise Phnom Bakheng tapınağına en geç öğleden sonra üç buçuk dört gibi  gitmek gerektiğini unutmamak gerek. Ziyaretler 300 kişilik gruplar ile sınırlı tutulduğundan -benim başıma geldiği gibi- sıra size geldiğinde güneş çoktan batmış olabilir çünkü.

Tonle Sap: Kamboçya’nın Fakir ama Mutlu İnsanlarının Gölü

Kampong Phluk köyündeki bir balıkçı ağlarıyla uğraşırken…

Siem Reap mistik bir tarihin yanı sıra modern şehirli insanın aşina olduğundan çok daha farklı hayatlara da ev sahipliği yapıyor. Angkor Tapınakları’nda geçmişe yolculuğumu tamamlayınca, Kamboçya’nın bugünü ile tanışmak için kendime Tonle Sap Gölü’ndeki yüzen köyleri ziyaret edebileceğim bir tur satın alıp, buradaki halkın zorlu ama mutlu yaşamlarına tanık olmaya gidiyorum.

Tonle Sap, Kamboçya’nın yüzen köylerine ev sahipliği yapıyor. Uzun direkler üzerine inşa edilmiş bu evlerde, köy sakinleri basit ama bir o kadar da sıradışı hayatlar yaşıyor. Muson zamanı, gölün suları yükseldiğinde evler suyun üzerinde yüzüyor gibi göründüğünden, bu yerleşim alanları yüzen köy olarak biliniyor. Sular çekildiğinde ise göl kıyısında normal bir köy halini alan bu yerleşimlerde, çocuklar kaygısızca sokaklarda oynuyor ve her şeye rağmen mutlulukları gözlerinden okunuyor.

Koh Rong ve Koh Rong Samloem Adaları   

Koh Rong Sahilleri

Kamboçya yemyeşil ormanların kızıl topraklarla buluştuğu, vahşi bir doğaya sahip bir ülke gibi bilinse de, aslında bembeyaz kumları, masmavi denizi ile nefes kesici güzellikte ve hâlâ bakirliğini koruyabilmiş adalara sahip. Bugüne kadar komşusu Tayland’ın sahilleri kadar adından söz ettirememiş ama en az onlar kadar eşsiz bir deneyim sunan bu adalar artık nihayet hak ettikleri değere yavaş yavaş kavuşmaya başlamış.

Asya’nın Olympos’u Koh Rong: Salaş, konforsuz bir cennet

Kamboçya’da gündüzleri bembeyaz kumların ve billur suların tadını çıkarıp, gece sabahlara kadar eğlenmek isteyen sırt çantalıların adresi Koh Rong Adası. 2000’lere kadar yalnızca birkaç yerel ailenin yaşadığı bu adanın en ilginç özelliği ise Türk nüfusu ve işletmecilerin fazlalığı. Hatta adanın bugün bir turizm cenneti haline gelmesinde Türklerin rolü büyük.

Ada, bizim Asya’daki ikinci memleket diye tabir edilebilecek kadar yoğun bir Türk nüfusuna sahip. Hal böyle olunca da, Güneydoğu Asya’ya yemekleri yüzünden çekince ile yaklaşanlar için bu ada bulunmaz bir nimet. Çünkü masmavi bir cenneti andıran bu adada güne kahvaltıda menemen ve poğaça ile başlamak bir rüya değil, gerçek.

Koh Rong Adası’nda gündüzleri adanın ünlü sahillerini (4K Beach, Long Beach) ziyaret edebilir, tekne turuna çıkabilir, geceleri ise denizin içinde ateş böcekleri gibi parlayan planktonların size göz kırpışlarını izleyebilirsiniz.  Ada gece hayatı ile de hayli meşhur. Özellikle de Police Beach’te yapılan partileri için adaya  çok sayıda tekno müzik meraklısı turist akın ediyor.

Koh Rong bundan birkaç yıl öncesine kadar ufak bir sahil şeridindeki birkaç basit bungalovdan ibaret iken, artık yavaş yavaş modern tesislerin de inşa edilmeye başladığı bir ada. O yüzden adanın bizim cennet Olympos’umuzu andıran o salaş, gizli saklı,  el değmemiş dokusu daha fazla bozulmadan ziyaret etmek için çabuk olunmalı.

Huzurun Adresi: Koh Rong Samloem

Koh Rong Samloem’deki hostelimin manzarası

Kamboçya’da sessizlik, sükûnet ve doğayla baş başa bir tatil arayanların gözdesi ise Koh Rong’dan bir feribot uzaklıktaki Koh Rong Samloem Adası. Saracen Bay’de yer alan ada Koh Rong adasının mavi sularının aksine zümrüdi sulara sahip. Daha dingin, daha sakin, daha mazbut bir kardeş gibi.

Buraya Sihanoukville’den doğrudan ya da Koh Rong  Adası üzerinden ulaşım mümkün. Ada geceleri partilemek isteyenlerden çok, kendini akışa bırakmak isteyenlerin, hatta teknolojik detoks yapmak isteyenlerin adresi.

İnternetin kısıtlı çektiği hatta yer yer çekmediği adada, Kamboçya donanmasının da bir üssü bulunduğundan, gece belli bir saatten sonra müzik sesi kısılıyor ya da tamamen kapatılıyor. Geriye ise sadece yıldızları izlemek, denizin sesini dinlemek ya da planktonlarla yüzmek kalıyor.

Daha fazla fotoğraf için Instagram’da “Onuncukoyyolcusu” adresimi takip edebilirsiniz.

12 Günlük Kamboçya rotamı daha ayrıntılı okumak için bu linke tıklayabilirsiniz.

 

 

 

Onuncu Köy Yolcusu
Leave a Comment