GenelGürcistan

BATUM GEZİ REHBERİ

Aslında Batum’a da gideli birkaç sene oldu.  Hilton Batumi’nin açılışı vesilesi ile Gezimanya’nın davetlisi olarak oraya gittiğimden, Batum ile ilgili bütün yazılarımı da Gezimanya sitesi için yazdım. Sonunda kendi bloğumu açtığıma göre, gittiğim yerleri bir de buradan yazmalıyım diyerek Batum rehberini yine yeniden ve umarım daha iyileştirerek bir de burası için yazmaya karar verdim.

Batum, upuzun bir sahil kenarına kendini oya gibi işlemiş bir şehir. Adeta mavi bir havluya dikilmiş renkli bir havlu kenarı gibi. Renkli sözcüğünü özellikle kullanıyorum çünkü Batum’a gittiğiniz anda ilk dikkatinizi çekecek olan şey rengarenk ve bambaşka mimarisi. Işıldayan yaşayan bir şehir burası. Şehri gezerken alışveriş merkezinde vitrin geziyor gibi hissettiğim anlar çok oldu. Başınızı nereye çevirseniz farklı bir form, farklı bir mimari, farklı bir sanat göreceksiniz. Şehri kendi kafanıza göre turladığınızda bile, her sokakta sizi hayrete düşürecek bir şey bulabiliyorsunuz.

Bizim varışımız akşamı bulduğundan ilk gece kendimizi sahile attık ve sahil boyunca yürümeye başladık. Yol bizi sonunda Batum’un ünlü heykeli Ali ve Nino’ya götürdü. Ali ve Nino, birbirine kavuşup kavuşup ayrılan, sancılı bir aşkın, ya da heyecanlı bir arkası yarın dizisinin vücut bulmuş hali gibi.

Aslında biri erkek biri kadın iki figürden oluşan bu heykel gecenin karanlığında belli aralıklarla birleşip ayrılıyor. Bence sırf bu heykeli görmek için bile Batum’a gidilir. Batum’da kaldığımız süre boyunca en sevdiğimiz şey bu  yolda yürümek, bisiklete binmek ve günü batırmaktı. Özellikle güneşin Batum sahillerinde bir başka güzel battığını söyleyebilirim.

 

İkinci günümüzde rehberimiz bizi önce Piazza Meydanı’na götürüyor. Burası kocaman bir saat kulesine ve muhteşem güzel bir mimariye sahip bir kafeye ev sahipliği yapıyor. Ardından gruplara ayrılıp kendimizi eski şehrin ara sokaklarına vuruyoruz.  

Batum eski şehir ve yeni şehir olarak ikiye ayrılmış. Yeni Şehir bir karmaşa ve kaos içerisinde yükselirken, Eski Şehirde belli bir yüksekliği geçen bina yapmak bile yasak. O yüzden dokusu korunmuş tarih kokan sokakların keyfini çıkarabilirsiniz.

Açıkçası ben sokaklarında dolanırken, Zonguldak’ta büyüdüğüm mahalle aklıma geldi. Müstakil dört odalı, bahçesi meyve ağaçlarıyla dolu bir evimiz vardı. Arkadaşlarla saklambaç oynarken, evleri birbirine bağlayan daracık sokaklardan geçer, duvarlardan atlar zıplardık.

Eski şehrin sokaklarında dolanırken, bir bakkal ve bakkalın üstündeki evin balkonunda atletiyle oturan bir amca görüyorum. Sınırlar insanları ayırıyor belki, ama aynı coğrafyanın havasını suyunu koklayanlar hep aynı oluyor diyorum kendi kendime. Yıllar geçti ama amca zihnime adeta kazınmış. Gezilerin en güzel tarafı bu işte. Gezdiğiniz meydanları, gördüğünüz heykellerin hikayesini unutuyorsunuz ama karşılaştığınız insanları ve insan hikayeleri yıllarca aklınızdan çıkmıyor.

 

Sonraki durağımız ise meşhur Astronomik Saat. Astronomik Saat, Avrupa Meydanı’nda yer alıyor. Ne yalan söyleyeyim bende çok büyük bir hayranlık uyandırmıyor. Ama şehrin genel mimari havasını tamamladığı kesin.

Batum‘u bence bu kadar ilginç ve gezilesi kılan, birbirinden bağımsız mimari formların garip bir sarmal şeklinde iç içe geçmesi ve ortaya tadına doyulmaz bir kakofoni çıkması. Batum’u özel kılan tek tek parçalar değil de parçaların oluşturduğu o kaotik bütün.

 

 

Bir süre uğraşıp da saati bir türlü kadraja sığdıramayınca, karşısındaki parkta yer alan ceylan heykelleriyle fotoğraf çektirmeyi tercih ediyorum. Yine aynı parkta elinde altın bir post tutan bir heykel yer alıyor. Hikayesini anlatmıştı rehber ama aklımda kalmadı. Ama internette Medea heykeli ya da altın post hikayesi diye araştırdığınızda çıkıyor.Burada yazmak istemedim tekrar. Açıkçası böyle masalsı hikayeler benim gerçekçi kişiliğime çok uymadığından, on kere de dinlesem böyle hikayeler aklımda yer etmiyor. 

Günün geri kalanını Batum sokaklarında kaybolarak geçirdik biz. Siz ise şehir merkezinden teleferiğe binip şehir turu yapabilir, ya da tekne turu yapabilirsiniz.

Akşama doğru ise önce Chacha Saat kulesini görüp ardından sahil boyu dört kişilik bisiklet sürdük. Chacha saat kulesini görünce, bu bizim İzmir saat kulesine çok benziyor diyebilirsiniz. Tıpkısının aynısı.

 

Son günümüzü biz Makhunseti Şelalesi’ne ayırdık. Burası şehirden bir iki saat uzaklıkta kalan mütevazi bir şelale. Yolun kendisi bence şelaleden daha güzeldi. Belki de yazın gittiğimizden henüz sular yoğun akmıyordu. Yine de doğanın içinde yemyeşil dağlar arasında olmak gibisi yoktu. Ardından rehberimizin bizi götürdüğü Adjarian Şarap Evi’nde açık havada mis gibi bir ortamda yine nefis Gürcü yemeklerinin tadına bakıp gezimizi noktaladık.

Siz Makhunseti Şelalesi’ne gitmek istemezseniz Batum’un botanik bahçesine de bir uğrayabilirsiniz. Batum gece hayatıyla da meşhur bir yer ama biz gece hayatı işlerine pek bulaşmadık. Yine de otel odamızdan sabahlara kadar bangır bangır duyulan seslerden anladığım, Batum’da geceler epey hareketli geçiyor.  Sahil boyunca bir iki açık bar gördüm. Onları deneyebilirsiniz.

Yeme içme konusuna gelirsek gerçekten harika bir mutfakları var. Restoran olarak Hilton Batumi’nin yemeklerini hayli başarılı buldum. Dışarıdan da girilebiliyordur sanırım. Bence yediğim en başarılı haçapuri oradaydı. Açık havada doğanın içinde bir restoran için size süper bir tavsiye veriyorum: Acharuli Sakhli. Hem ortamı şahane hem yemekleri.

Acharuli’nin arkasında yemyeşil bir göl manzarası bulacaksınız. Yemekten sonra bol bol foto çekin:)

 

Yemek fiyatları ve şehir içi ulaşım konularında bir fikir veremiyorum çünkü davetli olarak gittiğim için beş kuruş harcamadan yaptığım sayılı gezilerden biridir kendileri.

 

Öte yandan bu gezide bol bol Gürcü yemeği tattığım için, size mis gibi önerilerde bulunabilirim. Gürcü yemeklerini görmek için şu yazıma bakabilirsiniz. Gürcistan’ın şaraplarına da ayrı bayıldım, hatta gelirken bir iki şişe de aldım. Benim tercihim kesinlikle Khareba şarapları Yolunuz Gürcistan’a düşerse bir tadın bence.

GÜRCİSTAN’A VİZE LAZIM MI?

Gürcistan’a vizesiz geçiş yapabiliyorsunuz. Hatta pasaportsuz geçiş bile mümkün ama ben pasaportla geçmeyi tercih ettim. Bazen sadece kimlikle geçişte sorun çıkabildiğini ya da bekletilebildiğinizi işittim. Ben söyleyenlerin yalancısıyım.

Onuncu Köy Yolcusu
Leave a Comment