Kapadokya

KapadokyaKayseriTürkiye

Üç Günde Kayseri-Kapadokya

IMG_7095

Atladık kız başımıza, vardık Kayseri’ye… Nereye gidiyorsunuz diyenlere, Kayseri dediğimizde, bize boş boş bakan gözlere aldırmadık. Ne var ki orada diyenlere güldük geçtik… Bizim memleketin her yeri hazine nasılsa…

Üç günümüz vardı. Ama üç günde hadi bütün şehrin altını üstüne getirelim gibi bir planımız yoktu. Nokta atışı, çok merak ettiğimiz yerlere gidip gelecektik. Zaten gitmek istediğimiz yerler merkezden uzak olduğu için, Kayseri’nin içini bile göremeden döndük desek yeridir. Ama üçlük günlük uzun bir hafta sonu için dopdolu alternatif bir plan istiyorsanız, işte size süper bir rota:

İlk Durak: Sultan Sazlığı

Kayseri’ye gidip görmeden dönülmeyecek yerlerin başında bizim için Sultan Sazlığı vardı. Burası her yıl dünyanın dört bir yanından kuş bilimcilerini ve kuş sevdalılarını ağırlayan bir kuş cenneti… Erciyes’e nazır sazlık ve sulak alanlarının içindeki birbirinden renkli kuşları ile Sultan Sazlığı, şehirden kaçmak isteyenlere gerçek bir vaha ortamı sunuyor…

 

Duyup duyabileceğiniz tek ses, börtü böcek ve kuş sesi burada… Arada havlayan bir iki köpek, meleyen bir iki de kuzu belki… Hepi topu bu… Mis gibi sazlık kokusu, dağ havası da yanında… Hadi ne duruyorsun, çek ciğerine… (Sultan Sazlığı hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayın )

 

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi

Sultan Sazlığı’na giderken Kayseri’nin İncesu bölgesinde bulunan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi’ne de uğrayabilir, hızlı bir zaman yolculuğuna çıkabilirsiniz. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi İncesu’da yer alıyor.  1670 yılında inşa edilen külliye bir zamanlar kervansaray, arasta (dükkanlardan oluşan minik bir çarşı gibi düşünebilirsiniz), fırın, cami, medrese, sıbyan mektebi ve hamamdan oluşan devasa bir kompleksmiş. Bugün ana kervansaray, hemen arkasındaki dükkan bölümü, cami ve hamam hâlâ dimdik ayakta duruyor. Biz kervansaray ve arasta kısmında kısa bir mola verip yolumuza devam ettik.

 

 

 

Arasta adlı dükkanların bulunduğu kısımve orada karşımıza çıkan ufaklık…

 

 

İlk günün sonunda yol yorgunluğunu atmak için ise Kayseri’nin meşhur restoranı Elmacıoğlu Et Lokantası’nı deneyebilirsiniz. Mantısının enfes olduğunu söyleyebilirim.

İkinci Durak: Kapadokya

Kapadokya’yı hep bir gün birine çok âşık olur da, sevgilimle gezerim diye erteleye erteleye 36 yaşına geldiğimden, ölmeden önce görmem gerekenler listesinden çıkarmaya karar verdim.  Arabayla gidiş-geliş dört saat süren bir gün önceki Sultan Sazlığı gezisinin yorgunluğu üzerimizde olmasına rağmen kendimizi vurduk Kapadokya yoluna…

 

Sırasıyla önce Avanos’ta kahvaltı edip, Göreme’de kısa bir mola verip, Güvercinlik Vadisi’ne uğradık. Oradan Uç Hisar’a geçip biraz soluklandık. Yol üzerinde Kocabağlar şaraplarının tadına baktık. Aşk Vadisi’ni bulalım derken kaybolduk, bir at yetiştiricisinin ikram ettiği ev yapımı şarapların tadına baktık, atları sevdik. Paşabağları’nda birbirimizi kaybettik, şarjlarımızı tükettik, ve günü iki güzel, Üç Güzeller’de ne güzel batırdık….

 

Kocabağlar’da o kadar çok şarap tattık ki hafif çakır keyif çıkmış olabiliriz:) Arkadaş epey bir şarap satın aldı buradan:)
İçtiğimiz en güzel ev yapımı şaraptı… Bence yörenin ünlü şarap markalarının sattığından daha güzeldi:)

 

 

Türklerin pazarlama gücü:)

 

 

 

 

Kendimi unufacık hissettiğim anlardan biri…

 

 

 

 

 

Şuraya kadar gidip bir çömlek atölyesinde bir çömlek yapamadım…

 

 

Yalnız ufak bir uyarı. Giderseniz bu rotayı bu şekilde esas almayın. Biz kendi aracımızla ve plansız programsız gittiğimiz için, Göreme’den Uç Hisar’a gidip sonra diğer yerleri görebilmek için aynı yolu tekrar dönmek zorunda kaldık. Tabi bir günümüz olduğu için her yeri gezemedik, listemizde eksik kalan yerler oldu, ya da gördüğümüz yerleri hakkıyla gezemediğimiz oldu.

Ama bu bizim için bir keşif gezisi minvalinde olduğu için  bu plansızlık programsızlık ve hatta vadiler arasında kaybolmalarımız bile çok eğlenceli geçti. Kapadokya’yı hakkını vererek gezmek için en az iki gün ayırmak gerekir diye düşünüyorum. Bir sonraki gidişimizde Göreme Açık Hava Müzesi’ni dönmeden, bir çömlek yapım atölyesine uğramadan ve bir Kapadokya gecesi yaşamadan dönmem. Bu da ikinci gezi için rota fikri olsun:) Onuncu Köy Yolcusu’nda dev hizmetler bitmez nitekim:P

 

 

 

Üçüncü Durak: Kapuzbaşı Şelaleri

En özel gezimizi ise üçüncü güne sakladık… Kapuzbaşı Şelaleri… Önümüzde yine uzun ve bu kez hayli meşakkatli bir yol var… Git git bitmeyen bir yol… An gelip bir yamaçtan, aşağıda kıvrıla kıvrıla akan su yeşili bir nehri izleyeceğiniz, an gelip rüzgar santrallerinin gölgesinde bomboş simsiyah yolların ortasında bağdaş kuracağınız, Aladağları sağınıza, nehri solunuza alıp döne döne arabanızla kıvrılacağınız, kaybolacağınız bir yol var önünüzde…

 

Ve nihayet kavuşma anı…

Şimdi sizi bilmem ama ben öncesinde her yerde yedi şelale diye okuduğum için yedisini bir arada görmeyi beklediğimden,  ilk işim sağ baştan saymak ve “e hani gerisi” sorusunu sormak oldu. Arabayla girdiğimiz milli parkın içinde ilerlerken bir yandan da sayıyorum “Bir şelale, iki şelale, üç şelale, dört şelale…” E diğer üçü nerede? Yok… Ama ben matematik özürlüyüm, siz gidince benim yerime de sağ baştan bir sayıverin.

 

 

Dördüncü şelale içlerinde en meşhur ve büyük olan… Gürül gürül bir su… Anlatılır gibi değil…. Birdenbire kayaların içinden çıkıveriyor, yoktan var oluyorlar gibi… Yanında suyun soğukluğu içinizi titretiyor… Suyun gürültüsünden birbirimizin dediklerini adeta duyamıyoruz… Az aşağıda ise eski bir değirmen var… Değirmen, ardındaki gürül gürül akan şelale ile kartpostal tadında pastoral bir manzara sunuyor… İnsanın böyle bir güzel bir manzara bulması her zaman mümkün olmaz… Bol bol tadını çıkarmak istiyoruz…

Size tavsiyem yalnız iki kız olarak gideceksiniz, yaz mevsimini ve hafta sonunu tercih etmeniz. Biz iki kız gittiğimiz için yakındaki köyün delikanlıları tarafından epey dikizlendik. Sezonda giderseniz sizin daha kalabalık ve farklı bir ortam bulacağınızdan eminim. Bizim yaşadığımız deneyimi, orayı kötülemek için değil, ona göre önleminizi alın diye anlatıyorum. Bu beni de Kapuzbaşı’nı tekrar görmekten alıkoyamaz çünkü.

Dönüş yolunu yine eğlene eğlene, doya doya fotoğraf çeke çeke geçiriyoruz. Kapuzbaşı’na sırf bu yol için bile gelinir… (Kapuzbaşı Şelalesi yazımı daha ayrıntılı okumak için burayı tıklayın.)