Kastamonu

Kastamonu

KASTAMONU REHBERİ: PAŞA KONAĞI VE ILICA ŞELALESİ

Kastamonu gezginlerin “ölmeden önce görülmesi gereken bilmem kaç yer” listesine hiçbir zaman girebilmeyi başarmış bir il değil, ama olur da yolunuz düşerse rota belli: Ilıca Şelalesi, Valla Kanyonu ve Paşa Konağı.

Aslında bir Kastamonulu olmama rağmen, Ilıca Şelalesi bu zamana kadar benim için hep bir muammaydı. Çocukken köy evinin ocağında yaktığımız ateş başında toplandığımızda, annem babam yakınlardaki bir şelaleden bahsederdi.

Çok uzun süre bir köy efsanesi gibi kaldı bu şelale. Hep duyduğum ama bir türlü gidemediğimiz, varlığı meçhul bir şelale oldu benim için. Bu sene şeytanın bacağını kırıverdik ve ani bir kararla önce Paşa Konağı‘na ardından Ilıca Şelalesi‘ne gittik. Siz Kastamonu‘ya giderseniz, bu yolculuğa Valla Kanyonu‘nu da mutlaka ekleyin.

Paşa Konağı

Pınarbaşı’nda yer alan Paşa Konağı, hâlâ özgün dokusunu koruyor. Hemen bir göl kenarına kurulu olan bu konak hem otel, hem restoran olarak kullanılıyor. Konağın hemen önünde geniş yemyeşil bir bahçe, az ileride ise bir ırmak bulunuyor.

Menü mütevazi: Alabalık, köfte, ya da mantı. Yanına salata ve meyve söyleyebiliyorsunuz. Biz tercihimizi mantıdan ve köfteden yana kullandık. Mantısını çok önermemekle birlikte köftesinin iyi olduğunu söyleyebiliriz. Sonuçta bir köy restoranı olarak düşünüp büyük beklentiler içinde gitmemekte fayda var.

Ilıca Şelalesi

İkinci durağımız ise nihayet muammayı çözeceğim Ilıca Şelalesi. Şelaleye sık bir ormanın içinde uzanan minicik bir patikadan ulaşıyorsunuz. Şelalenin kendisinden önce kükreyerek akan suları tarafından selamlanıyoruz. Daha önce pek çok şelale görmüş birisi olarak beklentim düşük. Ta ki şelale birdenbire turkuaz sularıyla karşıma çıkana dek.

Görkemli ihtişamlı bir şelaleden çok, cennetten çıkma bir şelale gibi. Yemyeşil kutu bir ormanın içinde gürüldeyen turkuaz/yeşili sular beyaz-gri kayalıklar arasında kıvrıla kıvrıla akıyor önümde.

İlerideki asmalı köprüde bir süre şelaleyi seyrediyorum. Asmalı köprü feci sallanıyor, ve insanın  yüreği hopluyor ama kesinlikle değer bu manzaraya.

 
İleride ise seyir terası var. Burası şelaleyi daha yakından -sallanmadan- görmek için harika. Bir süre de burada şelaleyi seyre dalıp bol bol fotoğraf çekip köy evimize geri dönüyoruz.

İstanbul’a dönünce şelaleyi yazıp yazmamakta kararsız kalıyorum. Elim bilgisayara gidip gidip geliyor. Yazgısı Uzungöl ya da tanındıktan sonra bozulan diğer güzelim yerler gibi olmasın istiyorum. O kadar el değmemiş ve o kadar bakir yi, onu kendime saklamak istiyorum. Yolunuz oraya düşerse ona kıymayın, onu sevin, koruyun, kollayın, hor görmeden görün gelin.