Genel

AsyaGenelKamboçya

12 GÜNLÜK KAMBOÇYA ROTASI

angkorgundogumu3Angkor'da gün doğumu

Kamboçya Kaç Günde Gezilir?

Ben Kamboçya için 12 gün ayırabildim, ama Kamboçya’yı adam akıllı gezmek için 15-20 gün şart. Kamboçya çoğu gezginin genellikle Tayland planına Angkor Tapınakları için dahil ettiği 3 günlük bir yer muamelesi görse de, aslında Kamboçya Siem Reap’ten ibaret değil.

Kamboçya’yı  pasaportunuzda bir damga daha olsun hırsı ile indi-bindi usulü değil, gerçekten dolu dolu gezmek için görebileceğiniz bir dolu yer var. Siem Reap, Battambang, Phnom Penh, Mondulkiri, Kratie, Kampot, Kep, ve Koh Rong adaları gibi. Ama böyle bir rota için yukarıda dediğim gibi en az 15-20 gün şart.

Tabi ne tür bir gezi yapmak istediğinize göre de Kamboçya kaç günde gezilir sorunuzun yanıtı değişir. Eğer sadece tarihi bir gezi yapmak istiyorum derseniz, 4 gün 3 gece Siem Reap, 2 gece Phnom Penh ile toplamda 5 gecede de ülkenin önemli tarihi noktalarını görüp kaçmak da mümkün.

Yok, Uzak Doğu’ya gitmişim, biraz da sahillerinin tadını çıkarayım derseniz, -ki Kamboçya sahilleri de Tayland sahilleri kadar güzeldir- bu rotaya Kamboçya’nın sahillerini eklediğinizde bir hafta daha üzerine koymanız gerekir.

Ben ise kendime Kamboçya kaç günde gezilir sorusu yerine, Kamboçya’da 12 günde nereleri gezebilirim diye sormak zorunda olduğumdan aşağıdaki gibi bir rota planlaması yaptım:)

Benim Kamboçya Rotam

Kamboçya rotamı belirlemek benim için en zor kısım oldu diyebilirim. 12 gün ayırdığım Kamboçya rotamda beni en zorlayan nokta, başkent Phnom Penh’i plana dahil edip etmeme konusu oldu.

Kamboçya tarihini biliyorsunuzdur, o yüzden burada ülke tarihçesine hiç girmeyeceğim, ama herkesin mutlaka görmesi gereken Ölüm Tarlaları ve bebeklerin duvara vurularak katledildiği yer olarak bilinen Tuol Sleng Soykırım Müzesi’nin (S21) bulunduğu başkenti görüp görmeme konusunda aşırı kararsızdım.

Battambang‘te bambu trenine binmek ya da Kratie‘de yunusları izlemek de beni daha çok cezbeden aktivitelerdi. Özellikle Fransız mimarisi ile meşhur Kampot en merak ettiğim noktalardan biriydi ama bunları yaparsam da adalara çok az vaktim kalacaktı.

Sonuçta Kamboçya’nın kanlı ve acılı tarafına ayak basmak istemediğime ve diğer yerlere de vaktim olmadığına karar verip daha eğlenceli bir Kamboçya rotası planladım. Kamboçya rotam özetle şu şekilde gerçekleşti:

Kamboçya Rotam: Nerede Kaç Gece Kaldım

12 günlük Kamboçya rotam:

Siem Reap: 5 gece 6 gün (12-17 Şubat) –Mad Monkey Hostel

Koh Rong: 3 gece (17-20 Şubat)

Koh Rong Samloem: 3 gece (20-23 Şubat)- Mad Monkey Hostel

Phnom Penh: 1 gece –yalnızca uçak aktarması için.

Bayon tapınağı Angkor Tapınakları arasında en göz alıcı olanı…

Siem Reap’te Nerede Kaç Gece Kaldım?

Bu rotada benim için en olmazsa olmaz nokta tabi ki Angkor Tapınakları idi. Bu nedenle en fazla vakti Siem Reap tarafına ayırdım. Angkor Tapınakları,  devasa bir alana yayılıyor. Başlıca üç tapınağı Angkor Wat, Bayon ve Ta Phrom‘u 1 günde hızlı hızlı gezmek de mümkün. Ama bu bence hem çok yorucu hem de anlamsız olacaktı. Çocukluğumdan beri Angkor Tapınak’larını görmek istediğim için, çocukluk hayalimi 1 güne sıkıştırmak istemedim.

Dolu dolu bir Angkor deneyimi için, Angkor Wat’ta gün doğumu ve gün batımını izlemek de şart olduğundan, özetle ben Angkor Tapınakları’na 3 gün ayırdım. Zaten Angkor biletleri 1-3-7 gün şeklinde alınabiliyor. 1 gün az, 7 gün çok fazla bence.  Ben 3 gün içinde iki kez Angkor’da gün doğumu izledim ve istediğim bütün tapınakları dolu dolu gezdim.

Tapınaklara ek olarak, Siem Reap’te görmeden dönmek istemediğim bir yer de yüzen köylerdi. Bir günü de yüzen köye ayırmak istediğim için  Seam Reap’e toplamda 5 gece 6 gün ayırmayı tercih ettim. Bu sürenin 3 gününü Angkor Tapınakları’nı gezmeye, bir gününü Yüzen Köy gezmeye ayırdım. Diğer günler yol ve transfer nedeniyle harcanmış oldu. Yani aslında süre açısından kendimce nokta atışı bir planlama yapmışım. Öte yandan bana sorarsanız Siem Reap, dolu dolu bir haftayı bile hak ediyor.

Koh Rong Adası’na Siem Reap’ten Nasıl Gidilir? Sihanoukville’den Nasıl Geçilir?

Siem Reap’ten Koh Rong adalarına geçmek için ise önce Sihanoukville’e uçtum, oradan feribotla Koh Rong adasına geçtim. Kamboçya’da otobüsler ucuz ama şehirler arası otobüsler bizdeki kadar konforlu ve hızlı değil. Ben bu nedenle yarım saatte uçabileceğim bir yolu 8 -10 saatte gitmek istemedim.

Sihanoukville’i hiç gezmedim. Zaten ayak basar basmaz bir an önce orayı terk etmek istedim. Hiç tekin gelmedi bana. Bence siz de Sihanoukville’de vakit kaybetmek yerine doğruca Koh Rong ya da Koh Rong Samloem adalarına geçebilirsiniz. Adalara feribot biletini Sihanoukville’e inince hallettim. Önceden uğraşmadım. Ama feribot seferlerinin  öğleden sonra beş gibi sona erdiği için, uçağımı sabah erken saate alıp, Sihanoukville’e vakitlice gidip, bilet işlerini erken saatlerde bitirdim.

Koh Rong sahilleri muhteşem derken haksız mıyım?

Koh Rong Adaları’nda Nerede Kaç Gece Kaldım?

Koh Rong ve Koh Rong Samloem adalarında 3’er gece kaldım. Adalar arasındaki geçişi de yine adadayken aldığım feribot bileti ile gerçekleştirdim.

Koh Rong, adaları ile diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz, ama size kalış süresi ile bir planlama yapabilmeniz için fikir vermek için özetle şunları söyleyebilirim.

Konaklama:

Koh Rong Adası, bizim Olympos’umuzun Kamboçya şubesi gibi. Yeni yeni daha lüks oteller yapılsa da, adada çoğunlukla ağaç evler, bungalovlar, çok basit ve yalın konaklama seçenekleri var.

Benim şansıma, oradaki kalışım Çin yeni yılına denk gelince bu sınırlı konaklama imkanları fiyat/performans açısından uçuk düzeydeydi.

İlk tuttuğum daha lüks segment sayılabilecek Gauguin Otel‘in geceliği 50 Dolar idi. Odam başkasına satıldığı için bir gece Koh Rong Boutique otelde kaldım. Geceliği 50 Dolar’dı yine. Sıcak suyu vardı, ama yine de 50 Dolar etmezdi. Diğer yazılarımda fotoğraflarını görebilirsiniz.

Adada son dakikada bulduğum ortak banyolu, sıcak suyun olmadığı hostelde (sanırım adı Happy Luna idi. Notlarıma Happy Tuna diye kaydetmişim, ama muhtemelen yanlış yazdım) iki geceye 37 dolar verdim. Konum itibariyle çok iyiydi, salaştı ama odaları genişti, altında marketi vardı ve işletmecisi Türk’tü. O sıkıntılı zamanda, bize direkt yardımcı oldukları için tavsiye ederim.

Buraya önemli not: Booking’ten konaklama yapmayı tavsiye etmiyorum. Benim gibi Çin Yeni yılı zamanında gitmezseniz, adada kendiniz rahatlıkla konaklama bulursunuz. Booking’ten yaptığınız rezervasyonu otel kafasına göre iptal edebiliyor. Konaklama açısından ben bir daha gitsem Tree House Bungalows‘ta kalmayı isterdim sanırım. Yine salaş ama adada kaldığımda bana en güzel yer orası gibi geldi.

Ada tabi salaş bir ada olduğu için de beklentiyi buna göre ayarlamak gerekiyor. Restoran ve otellerin hijyen olanaklarının epey sınırlı olduğunu baştan söyleyeyim. Çoğu bungalov ve otelde soğuk su ile duş almanız gerekebilir. Restoran tuvaletinde elinizi yıkayacak bir sabun ya da tuvalet kağıdı bulamayabilirsiniz.

Gündüz ve Gece Hayatı

Buna ek olarak, her ne kadar eğlence adası olarak bilinse de adanın eğlencesi de daha çok tekno müzik seven  kitleye hitap ediyor. Tekno müzik sevmiyorsanız, içki vs ile de benim gibi çok alakanız yoksa, ada eğlencesi sizi sarmayabilir.

Şimdi gelelim adanın en güzel özelliğine. Arkadaşlar adanın muhteşem sahilleri var. Al çadırını kur sahile olayına girerseniz nefis vakit geçirebilirsiniz. Adanın merkezinden  uzak sahillerden özellikle çok keyif alabilirsiniz. Maldiv beyazı kumlar, uçsuz bucaksız bir deniz diye özetleyebilirim Koh Rong sahillerini…

Adada çok sayıda Türk olduğu için de yaban ellerde memleketinizde geziyor hissini yaşattığından bana pek sevimli geldi. Benim burada Booking’ten tuttuğum odam başkasına satıldığı için oradayken bir an önce adayı terk etme hissiyatına girmiştim. O yüzden 3 gün bana fazlasıyla yetip artmıştı o dönem. Şimdi dönüp fotoğraflara bakıyorum da, böyle bir aksilik yaşanmasaymış, bu adada rahat bir hafta sıkılmadan tatil yapabilirmişim. Siz kendi tercihlerinize göre süreyi uzatıp kısaltabilirsiniz.

Koh Rong Samloem’de kaldığım Mad Monkey Hostel’in sahili… Evet burası bir hostel sahili:)

Koh Rong Samloem Adası’nda Nerede Kaç Gece Kalınır?

Koh Rong Samloem adası, benim Kamboçya seyahatimin en güzel noktalarından biriydi. Koh Rong Samloem, zümrüt yeşili deniz ve koyların tadını çıkarmak isteyenlerin yeri.

Burası Koh Rong kadar eğlencesi bol bir yer değil.Adada askeri üs olduğundan gece on ikiden sonra müzik sesi vs kesiliyor. (En azından benim kaldığım hostelde durum bu şekildeydi.) Eğer bir internet bağımlısı iseniz, baştan uyarayım internet doğru dürüst çekmiyor. Doğayı seviyorsanız, partilemekten bıkmışsanız ya da partilemek size göre değilse, kafa dinlemek istiyor, güzel insanlarla keyifli vakit geçirmek istiyorsanız, Koh Rong Samloem’i kesinlikle öneririm.

Konaklama

Koh Rong Samloem’i bu kadar sevmemde, kaldığım Mad Monkey Hostel‘in payı da var tabi.  Siem Reap’tekini de Koh Rong Samloem’dakini de şiddetle öneririm. Yukarıda gördüğünüz sahil, beş yıldızlı bir otelin değil, bir hostelin sahili evet.

Hostel hem şahane bir koyda olduğu için hem de ruhu da benim kafama çok uyduğu için keşke 3 gece değil, bir hafta kalsaydım dediğim bir yer oldu burası.

Üstelik adada benim hostelin olduğu koyun dışındaki koylar da dehşet güzelmiş. Onları görmeden döndüğüme üzüldüm. Koh Rong Samloem’e bir kez daha gitmek ve daha uzun kalmak isterdim. 3 gece bana kesinlikle yetmedi. Ama internetsiz 3 gece kalmak sizi zorlarsa, ona göre kısaltın kalışınızı.

Umarım yardımcı olmuştur. Instagram adresim Onuncukoyyolcusu’nda Kamboçya seyahatime dair gün gün hikayelerimi, fotoğraflarımı bulabilirsiniz.

Başka Bir Gözle Kamboçya yazımı okumak için tıklayın.

 

 

 

AsyaGenelTayland

Bangkok Gezi Rehberi

rattamburi_street

İki kez (hatta teknik olarak üç kez) Bangkok’a gitmiş biri olarak, geniş bir Bangkok gezi rehberi hazırlamaya karar verdim. Bangkok Gezi Rehberi ile sizlere Bangkok’a ilk andığınız andan itibaren ulaşım, konaklama, yeme-içme ve gece hayatı gibi her konuda faydalı bilgiler ve öneriler sunmaya çalıştım. Umarım faydalı bulursunuz. Şimdi hazırsanız tüm sorularınıza yanıt vermeye çalışayım:

Bangkok Gezi Rehberi: Ulaşım

  • Bangkok’ta havaalanından otelime nasıl gideceğim?

Bangkok ulaşım açısından İstanbul kadar çok seçenek sunan bir yer. Bangkok’ta ulaşımı hiç dert etmeyin. Oteliniz eğer Khao San civarında ise havaalanından Khao San’a doğrudan giden bir otobüs var. Hayli eski püskü bir otobüs ama bu otobüsle seyahat gayet keyifli. Toplamda 60 baht ödeyerek bu otobüsü kullanabilirsiniz. Tek sorun yerini bulması biraz zahmetli oluyor, ama sora sora Bağdat bulunur demişler.

Bunun dışında Bangkok’ta şehir içi ulaşımın mihenk taşı olan iki ulaşım aracı var: BTS ve metro (MRT). Oteliniz bu ikisine yakın ise önce havaalanından Airport Railway Link’e binip, daha sonra BTS veya metroya (MRT) aktarma yapabilirsiniz.

BTS’e aktarma yapmak için Phayathai durağında, metroya aktarma yapmak için Makkasan durağında inmeniz gerekiyor. (Önemli not: BTS trenlerini kullanırken asla kart/jetonunuzu çöpe atmayın.Bunlar çıkışta turnikelerden geçmek için kullanılıyor.)

Bangkok BTS’nin metro durakları

Taksi de bir seçenek tabi. Havaalanı-Khao San arası 400-500 bahta gidebilirsiniz. Taksi kullanırken mutlaka taksimetre açtırmaya dikkat edin. Tayland’da Grab uygulamasını kullanarak, bulunduğunuz yere taksi çağırabilir, ve taksinin aşağı yukarı ne kadar tutacağını da önceden görebilirsiniz.

Bangkok Gezi Rehberi: Konaklama

  • Bangkok’ta nerede kalınır?

Khao San’da kaldığım Vivit Hostel

Bangkok elbette büyük bir şehir ve nerede kalacağınıza karar vermek zor. Bangkok’a ilk kez gidiyorsanız, Khao San civarında kalmanız işinizi kolaylaştırabilir. Khao San’ı bizim Sultan Ahmet’imiz gibi düşünün. Bütün tarihi yapılar burnunuzun ucunda olur. Akşamları diğer turistlerle birlikte restoranlarını ve barlarını gezebilirsiniz.  Tek sorun, burasının fazla turistik olması. Burada Bangkok’ludan daha çok turist görürsünüz.  Bir de şehrin diğer noktalarına ulaşımı biraz sıkıntılı olabilir.

Eğer “Ben şehrin diğer yerlerini de görmek istiyorum, daha merkezi bir konumda olmak istiyorum, alışveriş merkezlerine ve lüks gece kulüplerine yakın olmak istiyorum” diyorsanız, Khao San size pek uymayabilir. Çünkü Khoa San biraz sırt çantalı mekanı.

Yani siz daha lüks gece kulüplerine, restoranlarına, alışveriş merkezlerine yakın olayım derseniz, o halde Sukhumvit Caddesi üzerindeki otellerden (Siam, Chit Lom, Nana, Asok, Thong Lo BTS duraklarına yakın yerlerde kalabilirsiniz.

Ben ilk gidişimde Nana bölgesinde Salil Hotel Sukhumvit‘te kalmıştım. BTS (tren) yolu üzerindeydi ve her yere ulaşımı pek rahat oldu. Epey de temiz bir oteldi.

İkinci gidişimde Khao San civarında Vivit Hostel’de kaldım. (Khao San’a 15 dk yürüyüş mesafesindeydi. Odamın penceresiz oluşu ve Khao San’a 15 dk olması dışında bir sorun yaşamadım. Personel çok yardımcıydı.)

Bangkok’ta nerede kalmaya karar verirseniz verin, yine de en az bir gecenizde Khao San’a uğramadan ya da Thong Lo’daki gece kulüplerini vs görmeden Bangkok’tan ayrılmayın tabi.

 

  • Bangkok’a kaç gün yeter?

Damnoen Saduak Yüzen Pazarı

Bangkok’u İstanbul gibi düşünün. İstanbul’u kaç günde gezebilirseniz o kadar gün ayırın. Şahsen senelerdir İstanbul’da yaşayıp halen görmediğim yerleri var. Bangkok’a da iki kez gittim, toplamda 9 gün civarı kaldım, ama hâlâ göremediğim yerleri var.

Şahsi fikrim bence Bangkok’a en az 4 gün ayrılması yönünde. Bir günü, bizim Sultan Ahmet bölgemiz gibi olan bölgesini gezerek geçirirsiniz. Bir günü yüzen pazarlara ayırırsınız (ki bunlar aslına Bangkok‘a 2 saat mesafede yer alıyor).  Bir gün Ayutthaya antik kentine ya da istediğiniz başka bir tura gidersiniz. Bir günü de alışverişe ayırırsınız. Ancak yeter.

Bangkok Gezi Rehberi: Bütçe

  • Bangkok’ta ne kadar harcarım?

Wat Saket’ten Bangkok manzarası

Türk lirası epey değer kaybettiği için Tayland da artık eskisi kadar ucuz değil. Hatta İstanbul ile eşit seviyelere yaklaşmış diyebilirim. Taksiler vs hâlâ nispeten ucuz ama Türkiye’de bir haftada tatilde ne kadar harcarsanız, orada da o kadar harcarsınız diye düşünebilirsiniz. Ortalama günlük sadece ulaşım ve yiyecek için 150 tl yanınızda bulunsun diyelim.

Bangkok Gezi Rehberi: Yeme İçme

  • Bangkok’ta ne yenir? Tayland yemekleri nasıldır?

Öncelikle Bangkok’ta ille Tayland yemeği yemek zorunda değilsiniz. Burası bir metropol. Her türlü mutfağı bulabilirsiniz. Tayland yemekleri epey acılı oluyor. Garsonlar önceden acı seviyesini size soruyorlar. Eğer sormazlarsa, siz çok acı istemediğinizi önceden belirtin.

Pad Thai

Mutfakları genellikle deniz mahsulü ağırlıklı. Hemen her şey karidesli ya da tavuklu. Ama vejetaryen seçenekler de yok değil ya da menüde yer almasa bile rica ederseniz yaptırabilirsiniz. Tayland’a gitmişken Tay yemekleri denemek isterseniz ise önerebileceklerim şunlar:  Tom Yum çorbası, Pad Thai (fotodaki), Massaman Cury, Yellow Curry, Ananaslı Pilav, ve Spring Rolls.

 

  • Hangi restoranlara gitmeli?

Broccoli Revolution

Bunun için epey ayrıntılı bir yazı hazırlayacağım. Burada kısa kısa adlarını vereyim. Üstlerine tıklarsanız, restoranları tripadvisor’dan görüntüleyebilirsiniz.

Denediğim orta-sınıf restoranlar: Mellow ve Broccoli Revolution.

Çok gitmek isteyip gidemediğim restoran:  Nham Restaurant

Vejetaryen restoranlar: May Veggie, Bonita Cafe & Social Club (vejetaryen dostu olarak geçiyor. etçil bir şeyler de vardır), Broccoli Revolution.

Manzarası için gidilecek restoran:  Deck by Arun Residence.

Lüks restoranlar: The Iron Fairies, Sirocco, Vertigo

Siam civarında alışveriş yaparken ayaküstü uğranabilecek restoranlar: Siam Paragon alışveriş merkezinin food court’una ya da Central Word’deki restoranlara uğranabilir.

Bangkok Gezi Rehberi: Gece Hayatı

  1. Bangkok’ta hangi gece kulüplerine gidilir?

Sing Sing gece kulübündeki bir dansçı…

Bu gezimde gitmeyi düşündüklerim şunlardı: Sing Sing Theater Club, Ce La Vi, Live RCA, Onyx ve Adhere the 13th Jazz Club

Bunlardan yalnızca Sing Sing Theatre Club ile Adhere the 13th Jazz Club’ı görebildim.

Sing Sing’e Pazar günü gittiğim için içerisi epey boştu ama Cuma ve Cumartesi içerisinin tıklım tıklım olduğunu okumuştum. Değişik enteresan bir yer. Güzel vampir dizisi çekilirdi burada. True Blood dizisindeki Fangtasia’yı hatırlattı bana:) Burası dansçı kızların gösterileri ile ünlü. Müzikler de fena değildi.

Adhere the 13th’in içi…

Adhere the 13th ufacık bir jazz kulübü. Öyle ayakta gecelere kadar dans edilen bir mekan değil. Caz sevmiyorsanız epey uyutucu bir mekan olabilir.

 

Sabahlara kadar eğlenmek için Ce La Vie, Live RCA, Onyx öneririm. (Ben gitmeye fırsat bulamadım, ama vaktim olsaydı bu yerlere de uğrayacaktım). Gidenler bir de Route 66‘yı önerdiler. Benlik değil ama bir bakabilirsiniz.

Bangkok Gezi Rehberi: Gezilecek Yerler

  1. Bangkok’ta nereleri gezeyim?

Tayland’a ilk kez gidecekler için hazırladığım rehberde detaylı anlattım. Ama görmeden dönmemeniz gerekenler: Grand Palace (Büyük Saray), Arun Wat, Wat Pho, Yüzey Pazar, İçinden Tren Geçen Pazar, Amphawa Yüzen Pazarı.

Bunları gezdikten sonrası teferruat. Bunlara ek olarak Wat Saket, Chatuchak Pazarı,  Chinatown, Amulet Market, Flower Market, Erawan Müzesi gibi yerleri de vaktiniz varsa görebilirsiniz. Chatuchak pazarı hafta sonları kurulan dev bir pazar. Amulet Market’te Tayland’lıların koruma ve şans sağladığına inandığı muskalardan bulabilirsiniz.

Masaj yaptırabilirsiniz. Japon usulü spalar açılmış. Japan onsen diye geçiyor. Onları ziyaret edebilirsiniz. Tekne turu yapabilirsiniz. Ama Allah rızası için kaplanlarla foto çekmeye gitmeyin. Uyuşturuluyorlar.

Bangkok Gezi Rehberi: Sağlık

  1. Tayland’a gitmek için aşı gerekli mi?

Hayır, aşıya gerek yok. Herhangi bir sağlık durumu ile karşılaşmanız durumunda Tayland hastanelerinde epey yakından ilgileniyorlar.

  1. Tayland’a giderken seyahat sigortası yaptırmak gerekir mi?

Normalde gerekmez derdim, ama bu gidişimde gribe yakalanıp hastaneye gitmek zorunda kaldım ve testler, tetkikler derken, benden 840 tl para aldılar. Seyahat sigortası yaptırdığım için bu parayı ülkeye dönünce iade aldım. Tayland özelinde değil ama yurtdışına çıkarken seyahat sigortası yaptırmak kendinizi güvende hissetmenizi sağlar. Bence yaptırın.

Bangkok Gezi Rehberi: Güvenlik

  • Bangkok güvenli mi?

Bangkok bence Türkiye’deki herhangi bir şehirden çok ama çok daha güvenli. Özellikle tek giden bir kadın olarak, gece istediğim saatte istediğim yerde istediğim kıyafetle istediğim gibi dolaşabildiğim nadir ülkelerden. Ki New York’ta bile bu denli rahat gezemeyebilirsiniz.

  • Bangkok’a tek gidilir mi?

Gidilir, güvenlidir ve çok da eğlenilir.

  •  Tayland’da nelere karşı dikkatli olmalıyım?

Size belli turistik yerlere gittiğinizde, orası bugün kapalı deyip sizi başka bir yere yönlendirmeye ya da gezdirmeye çalışabilirler. İnanmayın, kendi gözlerinizle gidip görün.

Tekne ile yolculuk yapacaksanız, bazen o tekne bu rıhtımdan kalmıyor deyip, sizi karga tulumba başka bir rıhtıma gönderebiliyorlar. O rıhtıma gittiğinizde ise aslında sizi bir tura yolladıklarını anlayabiliyorsunuz. Başıma geldi.

Yine tuk tukçular sizi kendi anlaştıkları mücevher dükkanlarına götürebilir. Baştan böyle bir şey istemediğinizi net konuşun.

Taksiciler taksimetre açtırmak istemeyebilir. Israr edin.

Alışverişlerde mutlaka pazarlık yapın. Söylenen fiyatın genelde üçte birine anlaştığınız olabiliyor.

BTS trenlerini kullanırken asla kart/jetonunuzu çöpe atmayın.Bunlar çıkışta turnikelerden geçmek için kullanılıyor.

Bangkok Gezi Rehberi: İklim

  • Bangkok’ta hava nasıl?

Bangkok’ta hava bizim kış aylarımızda kuru ve sıcak. Yani Ocak-Mayıs arası güzel gezilecek zamanları. Diğer zamanlar ise hava yağmurlu, nemli ve çok sıcak olacaktır. En güzel mevsimi Şubat-Mart dönemidir. Gökyüzü genellikle güneşli günlerde bile biraz gri pusludur. Dışarısı her daim sıcak olsa da, bina içleri, metrolar, alışveriş merkezleri klimalar nedeniyle epey soğuk olur. Bir de şehir her daim biraz sisli ve puslu görünür.

  • Bangkok’ta ne giyilir?

Bangkok’ta gündüzleri kadınsanız elbise, şort tişört, ince pantolonlar ile dolaşabilirsiniz. Tapınak gibi dini yerleri ziyaret ederken omuzları ve bacakları kapatacak uzun giysilere ihtiyaç var. Bu erkekler için de geçerli. Erkekler de kısa şortlu tapınaklara giremez. Akşamları şık restoranlara gitmeyi planlıyorsanız, özellikle erkeklerin şık bir gömlek, uzun pantolon ve kapalı ayakkabı getirmesi iyi olur. Bazı yerler (The Iron Fairies gibi) kadınların da kapalı burunlu ayakkabı giymesini şart koşar. Akşamları ince bir hırka ya da ince bir deri mont fazlasıyla yeterli olacaktır.

 

 

 

 

AsyaGenelTayland

Bangkok’ta Hiç Gidilmemiş Bir Yer: Uçak Mezarlığı

Bangkok’ta her yer çok yazıldı çizildi. Bir yer hariç. Buraya Türkiye’de benden başka giden, burayı Türkiye’de benden başka yazanın olduğunu sanmıyorum. Yine de büyük konuşmayayım. Neticede “Bangkok’ta timsah gördüm ey ahali” diye cümle aleme duyurup, sonra onun “monitor lizard” olduğunu öğrenmiş bir insanım:) Çok şeyapmamak lazım:)

Neyse tamam ciddiyet…

Efenim Bangkok’a ikinci gidişim olduğu için (ehem ehem) farklı yerler arayışındaydım.  Büyük başları (Grand Palace, Wat Pho, Wat Arun, efenime söyleyeyim Ayutthaya’yı) görmüş idim. Öyleyse bana şöyle değişik, enteresan, yazdığımda, “Aferin kıza, blogger’ım diye geçiniyor ama güzel de yerler buluyor” dedirtecek bir yer lazımdı.

“Blogger dünyasının yarısı Tayland’ı karış karış gezerken peki bu nasıl olacağıydı. Geriye keşfedilmemiş bir yer bırakmışlar mıydı ki? Acaba balta girmemiş bir orman falan mı bulsaydım?” diye düşünürken, sonunda onu buldum. Uçak Mezarlığı (Airplane Graveyard)!

Hurdaya çıkarılmış bir uçağın içinde dolanma fikri zaten başlı başına beni cezbetmeye yetmişti de artmıştı aslında. Ama bu eski uçakların bir kısmında evsizlerin yaşadığını öğrenmemle burası benim için ayrı bir anlam kazandı. Mutlaka buraya gitmeliydim.

Aslında buraya Bangkok’ta kaldığım ilk günümde gitmeyi istemiştim, ama ne Bangkok’taki ilk günümde, ne Bangkok’taki son günümde programıma sığdırıp da gidemedim. Sonunda beş haftalık tatilimin son günü, Bangkok’a sadece İstanbul uçağım için inmişken ve İstanbul uçağıma 7 saat varken, ne yapıp edip gittim gördüm!

İçinizi daha fazla şişirmeden pratik bilgilere geçiyorum:)

UÇAK MEZARLIĞI NE MENEM BİR YERDİR

Uçak mezarlığı –ismi ne kadar korkunç gelse de- aslında çok tatlı, renkli güzel bir yer. Hani uçak ve mezarlık kelimesi bir araya gelince, koskoca bir araziye atılmış onlarca uçak iskeleti göreceğinizi sanıyorsanız, sanmayın. Yeşil bir çayırlığın sağına kondurulmuş biri anne, diğerleri yavru üç beş uçak göreceksiniz (Uçak bilgim bu kadar, ivit).

 

Uçakların hemen arkasında yükselen Bangkok’un puslu semasına doğru uzanan beyaz apartmanlar, ile bu uçaklar garip ama güzel bir tezat oluşturacak.

 

Sonra solda daha hangar kılıklı ama yine uçak iskeleti olan yerler göreceksiniz. Hah işte o sağdaki yerde insanlar yaşıyor. Bazen onları da fotoğraflamak mümkün oluyormuş ama o gün bana izin vermediler, hatta yaklaştırmadılar bile.

Arazinin kapısı kilitli. Kapıya gidip uçakları gezmeye geldim diyorsunuz ve orada yaşayanlardan artık bahtınıza kim çıkarsa, size aklından geçen bir parayı söylüyor. İnternette 600 baht bile istediklerini duymuştum. Benim şansıma bir kadın ve oğlu çıktı. Benden 200 baht istedi. Tamam dedim. Kadın “al sana tur rehberi” deyip oğlunu yanıma kattı. 12-13 yaşlarında var ya da yok. Aldım çocuğu, girdim uçağın içine.

Uçak içi nasıl olur? Karanlık. Bildiğin ilk giriş epey bir karanlıktı. “Şuracıkta beni tavuk gibi kesseler kimsenin ruhu duymaz, ne işler açıyorsun e be yolcu başına” diye söylenirken, çocuk beni bir merdivenden tırmandırdı.

işte şu çocuğun indiği yerden çıktım:)

Tırmanacağım da önümü göreydim iyiydi. Ben diyeyim Lara Croft, siz diyin Indiana Jones tadında merdivenleri çıkınca, uçağın asıl yolcu bölümüne çıktığımı anladım. Burası daha aydınlıktı. İçeride benim gibi meraklı bir gezgin daha fotoğraf çekiyordu. (Şu inen çocukcağız. Zaten biz iki deliden ve tavuklardan başka kimsecikler yoktu.)

 

Uçağın en üst katına çıkarken, merdivende yatan oksijen tüpü ile azıcık ürpermiş olsam da, şimdi evsizlere bir geçim kaynağı olan, bu bir zamanların  demir kanatlı kuşlarını özgürce gezebildiğimi bilmek güzeldi.

 

Çok değil yarım saat sonra benim de turum bitmişti. Çocuk diğer uçakların içine girmeme ya da ev olarak kullanılan uçakları görmeme izin vermeden, beni biraz paldır paldür sepetledi başından:)  Belki artık güneş batmak üzere olduğundan olabilir.

Siz giderseniz ve orada yaşayanları çekerseniz benimle de paylaşın.

 

Uçak Mezarlığı’na Nasıl Gidilir?

Airport Railway Link ile Ulaşım:

Ben Uçak mezarlığı’na (Airplane Graveyard) havaalanından doğruca geçtiğim için Airport Railway Link’e binip Ramkhamhaeng durağında indim. Buradan moto-taksilerle 130 bahta anlaştım. Beni hemen önünde bıraktılar.

Siz de şehir merkezinde Phaya Thai, Ratchaprarop ya da Makkasan duraklarından Airport Railway Link’e binip Ramkhamhaeng durağında inebilirsiniz. Benim gibi moto-taksi ile anlaşmak istemezseniz Nasa Vegas Oteli’nin karşısından 40, 58, 99, ya da 173 nolu otobüslere binebilirsiniz.

Otobüs ile Ulaşım

Bu 40 nolu otobüsün geçmediği yer yok. Phaya Thai Road, Siam Square, Sukhumvit içinden de geçiyor. Yani bu otobüsü görürseniz, sizi direkt uçak mezarlığının çok yakınında bırakabilir. Bu otobüsü dönüşte de kullanarak Thong Lor’da inip güzel bir yemek yiyebilirsiniz.

Nereden biliyorum? Çünkü dönüşte o otobüsü kullanarak Thong Lor’a geçtim:)

Tekne ile Ulaşım

Uçak mezarlığının bulunduğu yer, trafiğin hep sıkışık olduğu bir yer. O yüzden otobüs ya da taksi ile gitmek bir işkence olabilir. Khao San civarında kalıyorsanız  Phan Fah Leelat iskelesinden kalkan Klong Saen Seap Express Boat’lar ile  Wat Si Bun Ruang iskelesine gidin. Son durak olması gerek.   Ya da aşağıdaki harita üzerinde size yakın bir iskeleden tekneye binin ve Wat Si Bun Ruang’da inin.

http://bangkokmasstransportationguide.blogspot.com.tr/2012/03/route-of-klong-saen-seap-express-boat.html adresinden alınmıştır

İndiğiniz duraktaki tapınağın çevresinden dolaşıp Ramkhamhaeng ana caddesine çıkın. Uçak mezarlığı Soi 101’den içeri girince 100 metre ileride imiş. (Ben bu yoldan gitmediğimden, motorcu beni uçakların önünde indirdiğinden, hangi sokaktaymış hiç bakmama gerek kalmadı. Siz sora sora, emin ola ola gidin. Sonra vay efendim senin yüzünden kaybolduk, vay efendim hay senin gibi blogger olmaz olsun demeyin:))

Başka bir sorunuz olursa, yorumlara yazabilirsiniz…. Mutlaka cevaplamaya çalışırım…

AsyaGenelTayland

Erawan Müzesi

erewan_interior

Bir yere ikinci kez gitmişseniz, birinci kez gittiğiniz yerlerden farklı yerler görmeyi istersiniz. Ben de Bangkok’a 4 sene sonra tekrar gidince bu şehrin bambaşka yüzlerini görmek istedim. Artık herkesin tavaf ettiği Grand Palace (Büyük Saray) ya da Arun Wat’tan (Şafak Tapınağı) farklı bir yer aradım. Buldum da.

Öyle bir yer düşünün ki, aslında adı müze ama müze değil. Yani bildiğimiz anlamda bir müze değil. İçinde sergilenen doğru dürüst bir şey yok aslında. Ama kendisi başlı başına bir müze.

Öyle bir yer düşünün ki, kapısına daha geldiğinizde “oha” çektiriyor size. Başınızı kaldırıp uzunnn uzunnn “Adamlar yapmış abi” dedirtiyor.

Erawan Müzesi işte tam böyle bir yer.  Bangkok’taki üçüncü günümü Erawan Müzesi’ne ayırdım. Saat ikide gittiğim müzeden saat yedide ayrıldım. Nasıl büyük bir keyifle gezdiğimi varın siz düşünün.

Müzenin Tarihçesi

Erawan Müzesi Bangkok’un en göz alıcı yerlerinden biri.  Aslında daha dünkü çocuk denebilir kendisine. Yapımı 2000 yılında tamamlanan müze henüz 18 yaşında.

Taylandlı iş adamı Lek Viriyapant’ın  kendi şahsi koleksiyonunu sergilemek ve Tayland kültür mirasını koruyup tanıtmak isteği ile başlamış bu müze projesi. Lek, projeyi kendi çizmiş. Müzenin en ilgi çekici yanı, daha girişte sizi karşılayan devasa üç başlı fil heykeli. Pembe bir kaide üzerinde yükselen bu heykel tamı tamına 250 ton ağırlığında!

Lek’in bir dostu kendi ülkesinde elma şeklinde bir yapı yaptırmak istediğinden söz eder, çünkü elma onun ülkesini temsil eden önemli bir semboldür. İşte müzenin tepesine böyle dev bir fil heykeli kondurma fikri böyle ortaya çıkar. Lek de kendi ülkesinin sembolünü müzesinde görmek ister.

Bu fil, Hint mitolojisinde hava ve savaş tanrısı Indra’nın bindiği fildir. Hint mitolojisinde adı Airavata olarak geçen bu filin Tay dilindeki karşılığı Erawan. Erawan fili yalnızca tanrı Indra’nın fili değil, aynı zamanda doğu kozmografisinin de sembolü ve bu nedenle müzenin sembolü olmuş. Hatta sembolü olmakla kalmamış, müzeye adını da vermiş.

Üç katlı bu müzenin her bir katı, Taylandlıların evren inancını simgeliyor. Giriş katı sualtı dünyasını, birinci katı Budist inancında evrenin merkezi olduğuna inanılan Meru Dağı’nı, en üst kat ise yine Hint mitolojisine göre Meru Dağı’nın üstünde yer aldığına inanılan cenneti simgeliyor.

Müzenin giriş katında yükselen dört sütunda dört dine ait resimli hikayeler yer alır. Dört farklı din aynı çatı altında temsil edilerek, hoşgörünün altı çizilir.

Müzeyi gezerken en üst kata çıktığınızda filin karnına çıkmış olursunuz.  Bu kata epey yüksek ahşap merdivenlerle çıkılır. Merdivenlerin sonu küçük mavi bir odaya çıkar. İçinde farklı pozisyonlardaki birkaç Buddha heykeli olan bu odanın tavanında güneş sistemini temsil eden duvar resimleri bulunur.

Nasıl Gidilir?

Erewan Müzesi’ne BTS trenleri ile Samrong durağında inip, 6. çıkıştan çıkıp taksi ile ulaşabilirsiniz. Benim otelim Khao San’da olduğu için önce taksi ile BTS Sieam durağına gittim. Toplamda 280 baht tutu. Ardından Siem-Samrong arasına 59 baht ödedim. Samrong durağında inince 6. çıkıştan çıkıp taksi buldum. Samgong-Erewan arası taksi ücreti ise 47 baht tuttu.

 

Giriş Ücreti Ne Kadar?

Erewan Müzesi’nin giriş ücreti, saat 9-5 arası 400 baht (yabancılar için), saat 5-7 arası 200 baht. Online olarak rezervasyon yapmak da mümkün. Giriş ücreti epey kallavi olsa da kesinlikle değiyor. Giriş ücretine çiçek de dahil. Girişte size verilen lotus çiçeğini müzenin içindeki havuzda yüzdürüyorsunuz. Bir nevi sunu.

 

Audio Guide  

Audio Guide’lar girişten farklı bir yerde veriliyor. Siz sormadan kimsenin size audio guide verdiği yok. Ben başkalarında görüp sorup yerini bulabildim. Saçma bir sistem yapmışlar o konuda. Audio Guide için 1000 baht depozito ve kimlik verip, çıkışta audio guide’ı iade ettiğinizde paranızı geri alıyorsunuz.

 

Kıyafet Kuralı

Tayland’da tapınaklarda genel bir kıyafet kuralı vardır. Omuzlar ve bacaklar açık olamaz. Erkeklerin de kısa şortla tapınaklara girmesi yasaktır. Bu kural Erewan Müzesi için de geçerli. Omuz ve bacakların kapalı olması gerekiyor.

 

Erawan Müzesi ince işçiliği ile beni büyüleyen bir yer oldu. Her bir detayına aşık olup ayrıldığım bir yer oldu. Bangkok’a yolunuz düşerse kesinlikle uğramanızı önereceğim bir yer.

Belki şu yazılarım da ilginizi çekebilir:

Bangkok Gezi Rehberi

Bangkok’ta Hiç Gidilmemiş Bir Yer: Uçak Mezarlığı

Damnoen Saduak Yüzen Pazarı

 

 

AsyaGenelTayland

DAMNOEN SADUAK YÜZEN PAZAR REHBERİ

Bangkok’un puslu gri havası, kaotik sokakları insanı önce bir şaşkınlığa uğratır. Gündüzü de gecesi hızlı akar bu şehrin. Bangkok’a gelmişken, görmeden dönülmeyecekler listesi kişiden kişiye değişir. Ben ilk gidişimde yüzen pazar denilince, “sebze meyve mi görmeye gideceğim?” diye burun kıvırmıştım misal.

İkinci gidişimde bu yüzden yüzen pazar ziyareti yapmak benim için şart olmuştu. Ve ilk gidişinde yüzen pazar fikrine burun kıvırmış bir insan olarak, eğer herhangi bir tereddüt içerisindeyseniz, size tavsiyem mutlaka ama mutlaka gidin. Gerçek bir Bangkok deneyimi için yüzen pazar turuna çıkmak şart.

Niye Yüzen Pazar?

Yüzen pazarlar Bangkok’un en önemli simgelerinden. Bir kere renkli, cıvıl cıvıl…Açık havada sandal keyfi yapabilir, sandallardan en tropik en güzel meyveleri alabilir, muhteşem fotoğraflar çekebilir ve –en olmadı- güzel bir yer görmüş olursunuz. Hem söyler misiniz kuzum, siz kaç kez hayatınızda bir yüzen pazar gördünüz? Bildiğin yüzen pazar yapmışlar, niye gitmeyesin:)

Şakası bir yana, Bangkok’ta gidilebileceğiniz birkaç farklı yüzen pazar var. Bunlardan en bilinen, en meşhur ve en turistik olanı Damnoen Saduak Yüzen Pazarı. 

Pazar Saatleri:

Damnoen Saduak Yüzen Pazarı her gün 07:00-11:00 arasında açık. Daha geç giderseniz tezgahların çoğunu kapanmış bulabilirsiniz. Ama benim gibi kargalar kahvaltısını etmeden de pazarda bitmeyin. Buraya kendiniz gideceksiniz size önerim 9-10 sularında orada olmanız. Pazara çok erken gittiğinizde de tezgahların tamamı açılmamış olabiliyor.

Nasıl Gidilir?

Buraya tur alıp gitmenizi öneririm. Tur fiyatları 600-1000 baht arası değişiyor ama sıkı bir pazarlıkla 400 bahta da tur bulabilirsiniz. Kendiniz giderseniz Southern Bus Terminal’den kalkan minibüslere binerek 80 baht’a ulaşımınızı sağlayabilirsiniz.

Tur Almalı Mıyım?

Bence kesinlikle almalısınız. Tek gittiğinizde sandalı da tek kiralamak zorunda kaldığınızdan, astarı yüzünden pahalıya gelebiliyor. Özellikle sizi sonrasında Amphawa Yüzen Pazarı’na ya da Maeklong Railway Market’a götürecek bir tur bulursanız kaçırmayın.

Sandal Ücretleri Ne Kadar?

Aslında sandal kiralama ücretlerinin 50-100 baht arası değiştiği söyleniyor. Ama tek giderseniz, size bu sandalları kiralamak için kapıyı 2000-3000 bahttan açacaklarını söyleyeyim. Ben maksimum indirimle 500 bahta ancak kiralayabildim. 50 Baht nere 500 baht nere. Adamlar bana 10 katına kiraladılar sandalı. Ondan diyorum “tur alııııın!”

Pazardan Ne Alınır?

Pazarda sandalda meyve sebze ve yemek satan satıcılardan alışveriş yapabilirsiniz. Kanal boyunca dizilmiş tezgahlarda satılan hatıralık eşyalara bakabilirsiniz. Özellikle bambudan yapılmış lambalar ve Hindistan cevizi şekerlemesi meşhur.

Rota Önerisi:

Damnoen Saduak’tan sonra içinden tren geçen Pazar olarak bilinen Maeklong Railway Market’a oradan da Amphawa Yüzen Pazarı’na uğrayabilirsiniz.

Yüzen Pazar ile ilgili daha ayrıntılı yazım için tıklayın.

Şu yazılar da ilginizi çekebilir:

Bangkok Gezi Rehberi

Bangkok Uçak Mezarlığı

Erawan Müzesi

 

GenelGünlükTaylandYol Anıları

BANGKOK PAZARLARI

Bangkok’ta ikinci günüm. Günlerden Pazar. Kendime zor bir hedef belirledim. Bugün Bangkok Pazarları günü. Bangkok’un üç ünlü pazarını bir günde gezmeyi hedefliyorum. Peki bir pazar gününe üç pazar sığdırabilecek miyim? Hadi görelim.

Bangkok’un olmazsa olmazlarıdır pazarlar. Gidip görebileceğiniz bir sürü pazar var. Yüzeni yüzmeyeni, yakını uzağı, seçim size kalmış. Bangkok Pazarları arasından kendimce en güzel ve gitmeye değer bulduğum üçünü seçtim ve yine kendimce muhteşem bir planlama ile bir güne sığdırmaya çalıştım.

Bangkok Pazarları arasında ilk durağım Bangkok’un en ünlü ve en turistik yüzen pazarı Damnoen Saduak. Ardından içinden tren geçen pazar olarak bilinen Maeklong Railway Market (Maeklong Demiryolu Pazarı) ve Asya’nın Venedik’i diyebileceğim Amphawa yüzen pazarına uğrayacağım. İşte size bir günde gezdiğim Bangkok Pazarları:

DAMNOEN SADUAK PAZARI

Pazar Saatleri:

Damnoen Saduak yüzen pazarı saat 07:00 -11:00 arasında açık. Bir blogger’a yaraşır şekilde önceden yaptığım uzuuun ve meşakkatli araştırmalar sonucu, buraya  sabahın erken saatlerinde gitmem gerektiğini öğrenince, sabahın beşinde mahmur gözlerle kalkıp yollara düşüyorum.

Ulaşım:

Tur almadan gidecekseniz, pazara Southern Bus Terminal‘den (Güney Otobüs Terminali) kalkan minivanlar ile gidilebiliyor. Otelim Khao San’da olduğundan, önce taksiyle Southern Bus Terminal‘e, oradan da minivanla Damnoen Saduak Yüzen Pazarı‘na geçeceğim.

Tur Fiyatı ve Tek Başına Gidiş Fiyatı

Tur fiyatları 600 baht -1000 baht civarı olduğu için bu turu kendim yapmaya karar veriyorum. Planlarıma göre kendim gidersem, bu turu en fazla 200-300 bahta tamamlayabilirim. Ama tursuz gitmemin nedeni sadece cimriliğim değil. Blogger insan azıcık araştırmacı olur, insanlara bir faydası dokunur kabilinden,  tursuz gidilirse,neler olacağını görüp, insanları bilgilendirmek istediğimden kendimi feda ediyorum:)

Taksi ücreti bana 65 bahta geliyor. Yani yalnızca 7-8 tl. Southern Bus Terminal‘inde ise minivanı bulmam çok kolay oluyor. İnsanlar hemen sizi yönlendiriyor. Minivan ise 80 baht. Yani sadece 10 Tl (2017 Şubat kuru ile).  Yaklaşık 1-1,5 saatlik yarı uykulu yarı uyanık bir yolculuktan sonra nihayet minivan beni Damnoen Saduak Yüzen Pazarı’nın girişinde indiriyor. Vay be diyorum, kolaymış. Tura mura gerek yokmuş. Ama bir tuhaflık var. Burada benden başka kimsecikler yok. İnler ve cinler çift kale maç yapıyor.

Şöyle bir yerde indirildim. E hani pazar?

Sandal Kiralama

Hemen girişte bir kadın yakama yapışıp sandal kiralamamı istiyor. Sandalsız yüzen pazarı gezemeyeceğimi ve ondan sandal kiralamam gerektiğini söylüyor. Dur be teyze, ya bismillah, bir etrafı göreyim diyorum ama kadın kene gibi. Kurtul kurtulabilirsen.

Rıhtım gibi bir yerdeyim. On metrelik bir platform burası. Önünde dizi dizi sandallar var. Onlardan birini kiralayıp kanallarda gezmek gerekiyor. Burası benim fotoğraflarda gördüğüm yüzen pazar manzarasına hiç benzemiyor.  Büyük ihtimal minibüs beni kendi anlaştığı bir acentenin girişinde bıraktı diye düşünüyorum. Pazar girişi böyle bir yer olamaz çünkü, ama yapabileceğim bir şey de yok pek. Mecbur burada kadınla anlaşıp, pazarı o şekilde gezeceğim.

Kadın sandal turu için benden 2000 baht istiyor. İçimden bir “çüüüş” diyorum.  Niye? Çünkü ben ulvi bloggerlık görevi ile yaptığım araştırmalar neticesinde o sandalların kişi başı 50-100 baht arasına kiralandığını biliyorum. Üzerimde zaten o kadar para yok. Kadına cebimde para olmadığını gösterip indirim yapması için ısrar ediyorum. Ama kadın Nuh diyor, peygamber demiyor ve 500 bahttan daha aşağı inmiyor.

Ben gidiş geliş ücretlerimi hesaplayıp yanıma sınırlı miktarda para aldığım için, söylediği parayı verince bana geriye çok az para kalıyor. Ama başka da çarem yok. Tek olduğum için sandal ücretini paylaşabileceğim kimse de yok. Keşke tur alsaydım dediğim anlardan biri oluyor bu, çünkü bu gezi bana toplamda turdan pahalıya geliyor. Sonradan öğreniyorum ki, bazılarına bu sandalları 3000 bahta bile kiraya vermişler. Ben yine şanslıyım. 500 baht ile kurtardım.

Pazarın Genel Görünümü

Sandala atlayıp kanallarda gezintiye çıkıyoruz. Daracık kanallarda, yemyeşil sular üzerinde renkli sandallar, renkli evler eşliğinde ilerliyoruz. Kanalların kenarlarında hediyelik eşyalar satan tezgahlar kurulmuş. Sandallarda ara ara yanımızdan yiyecek içecek satan kayıklar geçiyor.

Lakin vakit pek erken ve bu tezgahların çoğu kapalı ya da yeni yeni açılıyor. Kanalda yiyecek satan kayıklar da tek tük geçiyor. Ama fotoğraflarda gördüğüm o rengarenk, cıvıl cıvıl yüzen pazar manzarası hak getire. Tam bir hayal kırıklığı, çünkü sanırım fazla erken geldim. Daha pazarcılar bile pazara gelmemişken, yolcu, pazar geziyor!

Buraya asıl geliş amacım fotoğraf çekimi olduğu için, erken saatte gelmek benim için büyük bir hata oluyor. Çekebileceğim insan sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Kendimi epey pahalı bir sandal turu yapmış gibi hissediyorum, ama o kadar.

Sandalcı beni bir ara fotoğraf molası diye Hindistan cevizi şekeri yapılan bir atölyede indiriyor. İçeride bambudan yapılmış lambalar ve birkaç turistik ıvır zıvır dışında bir şey yok. Köşede bir amca, fokur fokur kaynayan bir kazanın önünde duruyor. Yandaki ocağa attığı odunlarla, bu kazanlar kaynıyor ve ortaya Hindistan cevizi şekerlemesi çıkıyor. Açıkçası bana tek ilginç gelen yer de burası oluyor. Amca bana kendi yaptığı hindistan cevizi şekerlemesinden ikram ediyor. Tadı fena değil.

Pazar Hakkındaki Görüşüm

Damnoen Saduak benim en merakla beklediğim pazardı ama buradan biraz tatminsiz bir şekilde ayrılıyorum. Aslında yemyeşil rengarenk çok güzel bir pazar ama buraya daha geç gelmeli ya da tur ile gelmeliymişim. Sabahın 7’sinde burada olmak yerine, 9-10 gibi gelseydim, sanırım çok daha renkli ve hareketli bir yüzen pazar deneyimi yaşayabilirdim. (Size önerim buraya kesinlikle turla gelmeniz.)

MAEKLONG RAILWAY MARKET

Bangkok Pazarları turumda sırada içinden tren geçen pazar Maeklong Railway Market var. Bu tren resmen hayallerimi süsledi bir sene boyunca. Hep fotoğraflarda ya da videolarda gördüğüm o turuncu treni nihayet kendi gözlerimle göreceğim için heyecandan ölüyorum!

Damnoen’den Maeklong’a Ulaşım

Damnoen Saduak girişinden Maeklong Railway Market‘e kalkan tuktuklar olduğunu okumuştum, ama ortada tuk tuk falan göremiyorum. Girişteki bir kadın, Maeklong Railway Market‘a gitmek için benden 100 baht (12-13 tl) istiyor. Bence pahalı.

Biraz yürüyüp etrafa soruşturmaya karar veriyorum. Yol üzerinde karşılaştığım bir kadın ve dükkan sahipleri bana yardımcı oluyor. Kendi tanıdıkları bir minibüsçüyü arayıp beni almasını söylüyorlar. Fiyat sadece 20 baht (2-3 TL). Yolun karşısına geçip bekle diyorlar. 20 dk sonra ne gelen var ne giden, ama içimden bir ses bu insanlara güvenebileceğimi söylediği için yerimden kıpırdamadan bekliyorum. 20 dk’nın sonunda gerçekten de bir minibüs gelip beni sadece 20 bahta Maeklong Railway Market‘a götürüyor.

Pazarın Genel Görünümü

Maeklong Railway Market‘a geldiğimde beni direkt tren rayları karşılıyor. Tren raylarını izlediğimde, rayların iki kenarına sıra sıra dizilmiş pazarcıları ve ünlü pazarı görüyorum. İçinden tren geçmese, bildiğin bir semt pazarından farksız aslında.

İçeriye girdiğiniz anda, kesif bir koku yüzünüze vuruyor. Bizdeki semt pazarlarından farkı, işte tam da bu koku. Çürümüş et gibi kokan bir pazar burası. Bir süre sonra burnum kokuya alışınca, etrafı gözlemliyorum. İki sıra halinde dizilmiş satıcıların hepsi tam fotoğraflık. Ama satıcıların bir kısmı, sürekli fotoğraflanmaktan bıkmış ve suratsız görünüyor. Bir kısmı ise son derece şeker ve tatlı.

 

Pazar Saatleri:

Maeklong Railway Market‘tan trenin geçtiği belli saatler var. Bu saatleri önceden araştırıp gelmek gerekiyor. Tren saatleri her sene değişebiliyor. O yüzden gitmeden önce en yeni programa bakmakta fayda var. Birinci tren geçtikten bir on dakika sonra, bu kez karşı yönden ikinci tren geçiyor. Yani ilk treni gördükten sonra hemen pazardan ayrılmazsanız, aynı görüntüye bir kez daha şahit olabiliyorsunuz.

Maeklong Railway Pazarı’ndaki tren saatleri

Ben saatleri araştırıp gittiğim için pazarı fotoğrafladıktan hemen sonra çok beklemeden trenin geçişine şahit oluyorum. Tren geçmeden önce yüksek sesli anonslarla trenin yaklaştığı haber veriliyor. Pazarcılar karınca gibi iki arada tezgahlarını toplamaya başlıyor. O hengame içinde pazarın renkliliğini gölgede bırakırcasına, rengarenk, turuncu sarı bir tren ileride bir salyangoz gibi beliriveriyor. Kornasını çala çala, yavaş yavaş ilerliyor.

Trenin büyüsüne o kadar kaptırmışım ki, trenin önünden çekilmeyi unutuyorum. Trenin acı kornası kulaklarımı patlatırcasına bir kez de benim için çalınca kendime gelip, kenara çekiliyorum ve tren burnumun dibinden geçiveriyor. Muhteşem bir an bu!

Pazar Hakkındaki Genel Görüşüm:

Damnoen Saduak’taki hayal kırıklığımdan sonra, Maeklong pazarı bana çok iyi geliyor! Burası rengarenk, capcanlı, cıvıl cıvıl bir pazar. Hele trenin geldiği dakikalar insanı hipnotize edecek kadar büyülü! İyi ki gitmişim. Ne yapın edin mutlaka gidin!

AMPHAWA YÜZEN PAZARI

Sırada Amphawa Yüzen Pazarı var! Var olmasına var da bende para kalmadığını fark ediyorum. Üzerimde yalnızca Dolar ve biraz da bozuk Tay parası var o kadar. Yakınlarda bir döviz bürosu arıyorum ama nafile. Maeklong civarında bir döviz bürosu yok. Dövizi bozdurabileceğim tek yer bankalar ama pazar günü olduğu için onlar da kapalı. Maeklong pazarında dımdızlak kalıyorum. Siz siz olun, bu pazarlara yanınızda bolca Baht ile gidin.

Maeklong’tan Amphawa’ya Ulaşım:

Maeklong Railway Market‘tan Amphawa Yüzen Pazarı‘na 8 baht‘a songthaew’lar (Tayland usulü dolmuşlar) kalkıyor. Onlardan birine atlayarak Amphawa’nın yolunu tutuyorum.

Son bozukluklarımı dolmuşa verdiğim için Amphawa‘da bir döviz bürosu bulabilmeyi umuyorum. Dolmuşta yanımda yaşlı bir nine oturuyor. Dünyalar tatlısı. 85 yaşındaymış ve hâlâ bisiklet biniyormuş. Tam bir pamuk teyze. Sol tarafımda ise Tayvanlı üç kız var. Jenny, Cindy ve Meme. Amphawa’ya bu üç Tayvanlı kız ile birlikte gitmeye başlıyoruz. Yolda onlara para durumumu anlatınca, biz sana borç veririz diyorlar.  Ben de bu arada yana yakıla döviz bürosu arıyorum ama nafile.

Tam Amphawa‘ya yaklaşmışken kızlardan Jenny, pazara girmeden önce dönüş için otobüsü ayarlayalım, sonra yer bulmak sıkıntı oluyormuş deyince, önce dönüş otobüsünü ayarlamaya karar veriyoruz. Pazarın girişine yakın bir yerde konuşlanmış tezgahtan Bangkok’a dönüş için otobüsümüzü ayarlıyoruz. Otobüs ineceğiniz durağa göre 70-80 baht arası değişiyor. Dokuzda dönmeye karar veriyoruz.

Otobüs tezgahındaki kadın, bize bir de ateşböceği turundan söz ediyor. Gece karanlık çökünce sandalla ateşböceklerini izlemeye gittiğiniz bir tur bu. Kızlarla bu turu da almaya karar veriyoruz. Bende para olmadığı için benim biletlerimi kızlar alıyor. İlk kez gördükleri birine böylesine yardımcı olmalarına şaşırıyorum.

Pazarın Genel Görünümü:

Sonunda pazara giriyoruz. Amphawa Yüzen Pazarı, bana Asya’nın Venedik’i gibi geliyor. Yer yer Venedik’tekine benzer köprüler var. Amphawa epey dev bir pazar. Adının yüzen pazar olduğuna bakmayın, aslında tezgahların çoğu gayet karada ve yürüyerek geziliyor. Ama dilerseniz sandal turu da yapabiliyorsunuz. Yine de bana çok güzel, çok renkli ve çok hareketli geliyor. Hele ki sabahki ölü yüzen pazar deneyiminden sonra burası pek canlı.

Tezgahlarda türlü türlü yiyecekler satılıyor ve hepsini denemek istiyorum, ama param yok. Amphawa‘da Tayvanlı kızlara daha fazla borçlu kalmamak ve rahat rahat tezgahlardan alışveriş yapabilmek için kredi kartımdan para çekmeye karar veriyorum.

Zaten Dolar’ım var diye banka kartımı yanıma almamıştım. Yanımda para çekebileceğim bir tek kredi kartım var. Bankamatikten para çekip, Tayvanlı kızlara parasını ödeyince Amphawa‘nın tadını daha bir çıkarmaya başlıyorum. (Bu sırada kredi kartımı bankamatikte unuttuğumdan bi haberim! Bu acı farkındalığı otele gidince yaşacağım! Aklınızda bulunsun, Tayland’da bazı bankalar önce parayı, sonra kartı veriyor. Benim gibi kartı almadan bankamatikten ayrılmayın!)

Sandal Turu:

Amphawa Yüzen Pazarı‘nı gezmeyi bitirince, gözümüze sandal turları çarpıyor. Amphawa Yüzen Pazarı’nda sizi yakınlardaki tapınaklara götüren sandal turları satılıyor. Bu turdaBang Kung Tapınağı haricindeki tapınakların bir numarası yok. O yüzden bu turu alacaksanız sadece nehir gezintisi için alın. Ben öyle yaptım.

Akşam ise bu kez yine sandalla ateş böcekleri turuna çıkıyoruz. Karanlık gecenin içinde minik sandalımızla ilerlerken ateş böcekleri ağaçlarda yanıp yanıp sönüyor. Çocukken her gece odama giren ateş böceklerini görmek için, şimdi dünyanın bir ucunda üstüne para ödediğime inanamıyorum. Sandalcı birkaç ağacın altında durup gece yanan ateş böceklerini gösteriyor. Çok bir numarası yok açıkçası ama yine de ateş böceklerini görünce çocuklar gibi heyecanlandık.

Amphawa’dan Bangkok’a Dönüş

Amphawa Yüzen Pazarı‘nda artık saat iyice ilerliyor. Pazar gece de rengarenk ve ışıl ışıl ama bizim artık dönme vaktimiz geliyor.  Otobüs durağına gittiğimizde durakta epey büyük bir kalabalık olduğunu görünce iyi ki yerimizi önceden ayırmışız diyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki, bizden önce otobüsü olanların otobüsü hâlâ gelmemiş. Bizim de otobüsümüz dokuzda ama saatler geçmesine rağmen gelmiyor. Bangkok otobüsümüze saat 11’e doğru ancak binebiliyoruz. Amphawa-Bangkok otobüslerinin çok tıkır tıkır işlediği söylenemez!

Amphawa Yüzen Pazarı Hakkındaki Görüşüm:

Amphawa çok güzel, çok kalabalık, cıvıl cıvıl bir pazar. Ben Damnoen yüzen pazarını daha ufak daha şirin buldum. Ama Amphawa Yüzen Pazarı da epey eğlenceli geçti. Amphawa’da yapılacak çok daha fazla seçenek var. Sandal turu olsun, pazar tezgahları olsun çok daha fazla. O yüzden daha fazla vakit geçirilebilecek bir yer.

Otele varışım gece yarısını geçiyor ama mutluyum. Kendime koyduğum bu zorlu hedefi -tursuz- başardığım için gururluyum. Bir pazar gününe tam üç pazar sığdırmayı başardım!

Bu mutluluğum Amphawa’daki bankamatikte kredi kartımı unuttuğumu fark ettiğimde biraz gölgeleniyor ama olsun. Önce Damnoen Saduak, ardından Maeklong, ardından Amphawa‘yı gezip gelmeyi başardığımı bilmek yine de güzel.

ROTA ÖNERİSİ:

Aslında önce Amphawa’yı gezip, sonra Maeklong’a gelmek ve sonra Damnoen Saduak yapmak yolu daha kısaltırdı, ama Damnoen Saduak öğlene kadar açık olduğu için, benim izlediğim rotayı izlemeniz gerekecek. Vaktiniz varsa Amphawa yakınlarındaki bir otelde bir gün gecelemek ve Amphawa’nın renkli gecesine böylece tanık olmak güzel olabilir. Biz keşke biraz daha fazla kalabilseydik dedik.

Damnoen Saduak’ı hafta içi de öğlene kadar ziyaret edebilirsiniz. Amphawa yalnızca Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri öğleden sonra açık.

Amphawa’yı gerçekten çok beğendim. Saatler geçirebileceğiniz bir yer. Ama fotoğraf çekmek için yine de Damnoen Saduak’ı tercih edin derim.

Maeklong’u ise mutlaka ama mutlaka Bangkok gezinize dahil edin. Bence inanılmaz bir deneyim!

Bu uzun yazıyı buraya kadar okuduysanız, sizi seviyorum, sevgiyle kalın:)

Şu yazılar da ilginizi çekebilir:

Bangkok Gezi Rehberi

Bangkok Uçak Mezarlığı

Erawan Müzesi

Damnoen Saduak Yüzen Pazarı

10 Günlük Tayland Rehberi

 

 

AsyaGenelGezi HazırlıklarıKamboçyaYolcu Tavsiyeleri

Booking.com’da tuttuğunuz oda başkasına satılırsa?

Booking.com’a güvenip de yola çıkanlar bu yazıyı dikkatli okusun. Çoğumuz otel rezervasyonlarımızı booking.com üzerinden yapıyoruz. Peki booking.com ne kadar güvenli? Aylar öncesinden yaptığınız ve büyük hayallerle gittiğiniz yerde, bir an önce valizleri odaya, kendinizi sahile atmanın hayalini kurarken, bir anda odanızın başkasına satıldığını öğrenirseniz ne yaparsınız? Üstelik de kalacağınız yerdeki bütün oteller çoktan dolmuşsa? Bambaşka bir ülkede, telefonsuz ve internetsizseniz ne yaparsınız?

17 Şubat’ta bir senedir hayalini kurduğum Koh Rong adasına geldim. Saat üç sularında adaya ayak basıp, bir an önce kendimi tuttuğum otele attım.

Koh Rong adasında konaklamalar genelde oldukça basit bungalovlar şeklindedir. Bu bungalovlarda ara sıra sizin dışınızda canlılarla birlikte kalmanız gerekebilir, hamamböcekleri, kertenkeleler, hatta maymunlar ile birlikte uyanabilirsiniz. Tuvalet ve banyo imkanları da sınırlıdır.

O yüzden kendimce en doğrusunu yapıp, paraya kıyıp, Koh Rong için oldukça pahalı olan ama son derece düzgün görünen Gauguin Resort’u booking.com’daki yorumlarına güvenerek tutmaya karar vermiştim.

Booking.cm üzerinden tuttuğum diğer oteller, bu seyahat sırasında beni epeyce hayal kırıklığına uğrattığı için bu seferki otelimde şeytanın bacağını kıracağımı ve muhteşem bir konaklama geçireceğimi düşünüyordum. Olmadı.

Peki ne mi oldu?

Suratsız bir resepsiyon görevlisi beni karşılayıp odamın başkasına satıldığını söyledi. Seyahatim Çin yeni yılına denk geldiği için her yerde doluluk vardı ve otel Çinli müşterilerini bana tercih etmiş, odamı da onlara satmıştı.

Ve öyle kurnazlardı ki, kendilerine daha iki gün önce geleceğimi belirten bir mail atmama rağmen, bana odamı sattıklarını haber vermemişlerdi. Konaklamamı da booking.com üzerinden iptal etmemişlerdi ki ben oraya kadar yine de gelip, onlara mecbur kalayım. Tam bir şark kurnazlığı!

Resepsiyonist kız benim için yolun karşısındaki başka bir otelde oda bulduklarını ve aynı paraya orada kalabileceğimi söyledi.  Adada bütün oteller o gün için çoktan dolmuştu, akşam olmak üzereydi, ve ben çantaların ağırlığı altında eziliyordum. Yüksek ihtimal hayır desem, geceyi kumsalda geçirecektim. Kız da bunu biliyordu. Bunu planlamıştı ve bana en çok koyan da buydu. Mecbur kabul edip yolun karşısındaki otele gittim.

Oda Fiyaskosu

Gösterilen odanın nasıl bir yerde olduğunu fotoğraflar size anlatsın. Gauguin Resort’un bana gösterdiği yer, aslında lüks görünümlü bir oteldi ama bana bu otelin en kötü en izbe odasını ayırmışlardı. En alt katta henüz inşaatı yarı bitmiş bu odanın, önünde çuval çuval inşaat malzemesi ve çuval çuval çöp duruyordu ve Gauguin bu bok çukuruna (evet bok çukuru, başka bir ifade bulamıyorum burası için) tamı tamına 51 dolar ödememi istiyordu! Yani onlara ödeyeceğim paranın aynısını bu berbat pislik yuvasına ödemek zorundaydım.

Booking.com’u aramaya çalışıyorum ama ne mümkün. Email atıyorum. Kimse dönüş yapmıyor tabi ki. Hiçbir seçeneğim yok. Tamam diyorum, ödemeyi yapıyorum ve odaya eşyaları bırakıp kendime başka bir otel arıyorum.

Yol üzerindeki her yer dolu ya da 60 dolar gibi abuk sabuk fiyatlar isteniyor. Sonunda Happy Luna’da Türk bir işletmeciye ait bir otelde ertesi gün için kendime bir oda buluyorum. Geceliği ilk gece 25 dolar, sonra 12 Dolar. 37 Dolar’a kapatıyorum iki geceyi.

Booking.com’a bu süre içerisinde defalarca email atıyorum. Ertesi güne kadar kimse dönmüyor.

İptal Fiyaskosu

Bu arada Gauguin Resort’a da defalarca konaklamamı iptal etmesini söylüyorum. Çünkü ben iptal edersem bir de iptal ücreti olarak otel ücretinin tamamını ödemek durumunda kalabilirim. Tamam iptal edeceğiz, birazdan email gelir size diyorlar. Birazdan email geliyor gerçekten, ama nasıl?

Uyanıklıkları son bulmayan Gauguin Resort bu kez de beni otele hiç gelmemiş gibi gösteriyor. Bu sayede benden iptal ücretinin tamamını alma hakkına sahip oluyor. Hem ilk geceni ücreti, hem de kalmadığım üç gecenin ücretini kartımdan çekme hakkına sahip. Çektiler mi bilmiyorum, çünkü Türk telefonum kapalı, ve banka hesaplarımı telefonsuz göremiyorum.

Peki booking.com ne yapıyor? Hiç! Koca bir hiç arkadaşlar. Bana sadece otomatik mesajlarla cevap veriyorlar. Kendilerine defalarca Kamboçya hattımın numarasını verip beni bu numaradan aramalarını rica etmeme rağmen hiçbir şekilde aramıyorlar. Emailde sadece özür diliyorlar, ama kartımdan para çekildi çekilmedi, makbuzları aldılar mı almadılar mı, bana ödeme yapacaklar mı yapmayacaklar mı, hiçbir bilgi vermiyorlar.

Sonuç

Türkiye’ye döndükten sonra Booking.com’u defalarca aradım, email attım, ama paramı iade etmeyi kabul etmediler. Gaugin’in benden aldığı 51 Dolar yerine sadece 25 Dolar iade edeceklerini söylediler. Reddettim. Booking.com üyeliğimi iptal ettim. Bir daha asla kullanmayı düşünmüyorum.

Peki siz ne yapmalısınız?

1-Booking.com’a güvenmeyin ve kullanmayın

Benim bu deneyimden öğrendiğim şu. Birincisi booking.com’a asla ama asla güvenmeyin ve mümkünse onları kullanmayın. Bunun zor olduğunu ve pratik olmadığını biliyorum ama yapabilirseniz konaklamanızı türk siteler üzerinden ya da doğrudan otellerin kendisinden yapın. Bu sadece kalışınız çok daha garanti altında olur. Acil bir durumda Türk bir işletmeye ulaşmak, booking.com’a ulaşmaktan daha kolay olacaktır.

 

2- Uzlaşmacı ve uyanık olun, sonra canlarına okuyun

İkincisi böyle bir durumla karşılaşırsanız, otelle benim gibi kavga etmek yerine, tamam olur fark etmez diyerek, verdikleri yerde kalın, ödemeyi sorunsuz yapın, makbuzlarınızı düzgün alın, hiçbir problem yok gibi davranın. Mümkünse her şeyi kayıt altına alın. Video çekin, fotoğraf çekin. Seyahatinizden sonra booking.com’a oteli belgeleri ile şikayet edip, ödemenizi geri isteyin.

Bu sayede hiç değilse benim gibi sinir harbi yaşamazsınız ve benden daha uyanık davranmış olursunuz.

Ama bundan sonra booking.com’u kullanırken iki kez düşününün. Oradaki otel yorumlarına ve puanlamalarına kanmayın. Benim bu seyahatte gördüğüm, o yorumların çoğu sahte.

Herkese sevgiler

 

GenelGünlükYol Anıları

KHAO SAN’DA BİR GÜN

Havaalanından Khao San’a Gidiş

Bangkok beni sisli puslu ama sıcak karşıladı. Hayatımda ilk kez sırt çantalı seyahat etmenin acemiliği ile tıka basa dolduğum çantamın ağırlığı altında ezile ezile Khao San’a giden otobüsleri aramaya başladım. Şimdi burada uzun uzun nasıl olduğunu anlatmayayım ama Khao San (Kao San) nerede diye sorduğumda, Taylandlılar bana “Ne diyon bacım allasen” şeklinde boş gözlerle baktığından, derdimi anlatmak için aklıma gelen her yolu denedim. Allah’tan yüklediğim çeviri programı (iTranslate) yardımcı oldu. Sonradan öğrendim ki Khao San diye dümdüz değil, (Kaooo Saaaağn) diye uzatarak söyleyince anlıyorlar.

Hasbel kader, alnımdan terler boşana boşana sonunda otobüsü buldum. Otobüs şoförü beklediğimin aksine bir kadındı. Bir kamyon şoförü edasıyla direksiyonuna yayılmış, ayakkabılarını çıkarmış, önüne de yolluğunu asmış, boyundan büyük direksiyonu çevire çevire sürüyordu otobüsü.

Ben ise bir insan dört sene kavuşma hayali kurduğu bir yere ayak basınca ne hissederse aynen o duygular içindeydim. Sonunda sılanın son bulmasının sevinciyle benim ikinci memleketim gibi hissettiğim Bangkok’u seyrede seyrede ilerliyorduk.

Gayet rahat püfür püfür bu otobüs yolculuğu sonunda sadece ama sadece 60 bahta (6tl)ye Khao San’a geldim. Otobüsten inip yine çantamın ağırlığı altında ezile ezile hostelime yürümeye başladım.
Bangkok’un kokusu yavaştan burnuma gelmeye başladı. Değişik bir koku bu. Kanalizasyon kokusu desen değil, yemek kokusu desen değil, ortaya karışık bir koku. Ama kokusunu bile özlemişim gadasını aldığımın:)

Otelim…

Hostele giden yolu sanki “Ey ahali koskoca Onuncu Köy Yolcusu Khao San‘a geliyor, tez en otantik halinizle konum alın” demişler gibi, kendine özgü tiplerle doluydu. Daha önce Bangkok’ta Sukhumvit yolu üzerinde kalmıştım. Orada bu denli özgün tiplere rastlamamıştım doğrusu.  Khao San’ın 500 metre kadar uzağında Vivit Hostel adlı bir hostelde kalacağım. Nihayet Vivit Hostel bembeyaz karşımda bittiverdi.

Odam kutu kadar, penceresi bile yok. Vivit Hostel‘de tek kişilik odalar ne yazık ki penceresiz. Ama yatak çok geniş ve rahat. Hayatımda uyuduğum en rahat yatak olabilir. Vivit Hostel’e üç gece için 2560 baht verdim.  Ama bu aslında iki kişilik fiyatı. Buna kahvaltı dahil. Bence sudan ucuz.

KHAO SAN’I KEŞİF

Valizi odaya atıp üst değiştirip kendimi dışarı attım atmasına ama çok yorgunum. Şöyle düşünün, kalbim pır pır ayaklarım mır mır. Hiç gidesi yok bu ayakların. Aslında ilk gün Bangkok’taki Uçak Mezarlığı’na gitmeyi planlıyordum ama planlarda değişiklik yapıp Khao San’ı keşfetmeye çıkıyorum.

Yolda Instagram hikayeleri çeke çeke ilerlerken bir anda, hınzır bir Tay amca yanımda bitiveriyor. Fotoğraf çekiyorum sanıp dişsiz ağzıyla benimle poz vermeye başlıyor. Hevesini kırmayıp kendisiyle bir fotoğraf çektiriyorum. Yanımdan şıp diye bir makas alıveriyor. “You’re beautiful, you’re beautiful” diye diye uzaklaşıyor. Ben gitti sanırken az sonra bakıyorum yine ardıma takılmış:)

Amcadan kurtulurken, bir yandan da gidecek bir yer seçtim. Khao San’da May Kaide adlı çok iyi bir vejetaryen restoranı olduğunu duymuştum. İlk önce oraya gidip karnımı bir güzel doyurmak istiyorum ama May Kaide’yi ara ki bulasın. Sonunda yol üzerinde satılan yiyeceklerden tatmaya karar veriyorum.

Tayland’a bir önceki seyahatimde çok steril takılmıştık. Sokak yemeklerine hiç bulaşmamıştık. Oysa Khao San‘daki yemek tezgahları çok renkli ve güzel görünüyor. Tezgahlarda tavuk, deniz mahsulü, domuz türü et çeşitleri, pad thai’ler (sebzeli noodle), spring rolls (sebzeli börek), Hindistan cevizli dondurmalar satılıyor.

Yol kenarlarını ise dövmeciler, masajcılar ve kıyafet satıcıları kapmıştı. Ara ara ise üzerinde Akha kabilesinin giysileri olan kadınlar gelip geçiyor, bileklik ve takı satıyorlar.

Khao San’ı baştan sona dolandıktan sonra soluğu bu kez yine çok merak ettiğim bir mekan olan Adhere the 13th’te alıyorum.

Adhere the 13th bir blues club. İnternette kendisinin ünü pek alıp yürümüş durumda. Minik kutu gibi bir barda dünya kalitesinde müzik yapıldığını yazılınca listeye almıştım.

Ben gittiğimde grup hâlâ yerini almamıştı. İçeride mum ışığında minik masalar oturmuş birkaç kişi vardı, ama ortam epey sakin, sessiz ve loştu. Günlerdir uyumayan yolcuyu böyle karanlık ve loş ortama koyarsan ne olur? Eee uyur. Kapanan gözlerimin ağırlığını daha fazla kaldıramayıp, birkaç şarkı dinleyip çıktım. Ama kaldığım kısacık sürede kokteyllerini çok başarılı, müziklerini iyi, ses sistemini kötü (o güne özel olabilir), garsonlarını suratsız buldum. Fiyatları Tayland standartları için ortalama. Bir mojito 16 Tl civarı.

Bu arada aslında bu ilk gün Tayland’ın en iyi barlarından biri olduğu söylenen Sing Sing Theater’e gitmeyi planlıyordum. Burası ilginç bir dekora sahip, seksi kızların şov yaptığı, çılgın bir bar. Gelen kitle expat ve turist ağırlıklı. Arap ve Hint turistlerin ilgisi büyükmüş duyduğuma göre.

Aslında gitmek için can atıyordum ama hem çok yorgundum, hem de ertesi gün sabah beşte kalkıp önce Damnoen, sonra Maeklong Railway, sonra ise Amphawa pazarlarını gezecektim. Sing Sing Theater’a gidersem ertesi gün o pazarları göremezdim. Yetişmezdi. Bu yüzden Sing Sing Theater’ı da erteledim ve otelin yolunu tuttum.

Khao San’da ayak masajı yaptıranlar sokaklardaki koltuklara yayılmış kısa bir süreliğine de olsa cennete yükselmiş gibi görünüyorlardı. Restoranlar gece kulübüne dönüşmüş, insanlar sokaklara taşmış, Khao San‘ın ortasında eller havaya moduna geçmişlerdi. Bir dede kendini müziğin ritmine kaptırmış, gençlere taş çıkartırcasına dans ediyordu. Aslında kalıp gecenin tadını çıkarmayı düşünmedim değil, ama ertesi günkü planım için bu renkli sokağa istemeye istemeye veda ettim. Şu dededen utan be yolcu diye kendime çemkire çemkire yaşlı bir nine gibi otele döndüm.

Şu satırları yazarken ve Khao San videomu izlerken, epey eğlenmiş olduğumu fark ediyorum. Bangkok’taki ilk günüm hiç de fena geçmemiş bence. Ya sizce?

GenelGezi HazırlıklarıYolcu Tavsiyeleri

İyi Bir Gezi Planlaması Nasıl Yapılır?

46

  • Gideceğiniz Yere Karar Verin:

Komik gelebilir, ama benim gibi bir kararsızsanız, aynı anda gitmek istediğiniz birden fazla yer olabilir. Peki tercihi nasıl yapacaksınız? Ben birkaç seçenek arasında kaldığımda genelde kendime aşağıdaki soruları sorarım:

Gitmek istediğiniz yerler arasından hangisi daha çok içinizden geçiyor?

Aslında en önemlisi bu soru. Bugün olduğumuz yarın olmadığımız bir dünyada isteklerimizi çok da ertelemenin gereği hiç yok aslında. Mutlaka görmek istediğiniz bir ülke mi var, şartlarınız da el veriyorsa düşünmeyin gidin. İki ülke arasındasınız ve biri daha çok mu içinizden geçiyor? İçinizden geçene gidin. Biz insanlar her zaman farkında olmayabiliyoruz ama iç sesimiz her zaman doğru söyler.

Bu ülke için bütçeniz var mı?

İstekten sonra en önemli mevzu ise pek tabi ki para. Bu seyahati karşılayacak bütçeniz var mı? Bu bütçeyi bir şekilde bulma imkanınız var mı? Bu seyahat dönüşte sizi çok zor durumda bırakacak mı? Eğer bütçe sizi zorlayacaksa, kendinizi hazır hissedene kadar planlarınızı ertelemeyi düşünebilirsiniz. Bir diğer seçenek ise nereden tasarruf edebileceğinizi ve bu geziyi en ucuza nasıl getirebileceğinizi araştırarak, minimum bütçenizi belirlemek ve bu minimum bütçeye göre karar vermektir.

Vize gerekiyor mu? Ulaşım ya da gezi hazırlıkları sizi zorlayacak mı?

Yalan yok bazı ülkeleri sırf vize için ertelediğim doğrudur. Vizesi sizi çok uğraştıracak ya da vize alamayacağınızı bildiğiniz bir ülke ile sinir harbi yaşamak yerine, vizesiz ülkeleri aradan çıkarmak daha akıllıca olabilir. Ben hala Hırvatistan vizesiz iken değerini bilip de gitmediğime halen üzülürüm. Örneğin bu sene yapacağım Uzak Doğu seyahatinde aslında gideceğim ülkeler arasında Vietnam ve Laos da vardı. Ama vize işlemleri ile uğraşmak istemediğim için bu iki ülkeyi erteledim. Burada karar tamamen kendinizi prosedürel işlemlere ne kadar hazır hissettiğinize bağlıdır.

Gideceğiniz ülke için elinizdeki vakit yeterli mi?

Elinizdeki süre gitmek istediğiniz ülke için yeterli mi? Yoksa çok sıkışık bir gezi mi olacak? O halde belki gitmek istediğiniz ülkede göreceğiniz yerleri sınırlandırabilir ya da o sürede daha kolay gezilebilecek başka bir ülkeyi tercih edebilirsiniz. Yine kendimden örnek vermek gerekirse, Vietnam’ı baştan aşağı gezmek için 1 haftanın bana yeterli olmayacağına karar verip, Vietnam’ı başka bir tarihe erteledim. Oraya ayıracağım 1 haftayı ise Kamboçya’daki başka rotalara tahsis ettim.

Gideceğiniz tarihlerde mevsim nasıl?

Özellikle uzak mesafelere gidecekseniz, bir sürü bütçe ayırıp da mevsim şartları yüzünden gezememek, otellere ya da kafelere tıkılıp kalmak yazık olacaktır. Her ne kadar yüksek sezon dışında biletler de oteller de ucuz olsa da, yağmur çamur içinde ya da karda kışta gezmenin zorluklarını da göz önünde bulundurarak karar vermeniz gerekir.

Burada kendinize sormanız gereken soru şu: “Siz ne tür bir gezginsiniz?” Bazı gezginler için yağmur ve soğuk sorun olmayabilir ve bu kişiler gezilerini her türlü hava şartında gerçekleştirebilir. Onları -20 derecede kamp yaparken, Norveç’te kuzey ışıklarını seyrederken, Prag’da buz gibi havada fin fin sokaklarda dolaşırken görmeniz mümkündür. Benim gibi bazı gezginler ise 25 derece altında donabilir.  Ben kendimi bildiğim için kışın asla Avrupa gibi ülkelere gitmem ve kışın tropik ülkelerde olmayı tercih ederim. Hatta mevsim benim için bütçeden daha belirleyici bir faktör olabilir kimi zaman.

Gideceğiniz tarihler o ülkedeki belli günlere denk geliyor mu?

Gideceğiniz ülkede gideceğiniz tarihlerin önemli günlere ya da dönemlere denk gelip gelmediğini bilet almadan önce araştırırsanız iyi olur. Örneğin Mart aylarında Tayland’da ot yakma dönemi başladığı için, kuzeyde tatil zaman zaman pek isli ve dumanlı bir hal alabilir. Çin yeni yılı dönemlerinde Uzak Doğu’daki bilet ve otel fiyatları tavan yapabilir. Brezilya’ya karnaval zamanı gitmek bütçe sarsıcı ve tehlikeli olabilir. Öte yandan tam tersi şekilde sırf bir karnaval ya da festival olduğu için de bir ülkeye gitme kararı alabilirsiniz.

  • Gideceğiniz yerlerde ne kadar kalacağınıza karar verin:

Gideceğiniz yere karar verdiniz. Peki burada ne kadar kalacaksınız? Örneğin ülkeyi seçtiniz ama kaç şehrine gideceksiniz, ya da bu her şehirde ne kadar kalacaksınız Bunu belirlemek için, önce gideceğiniz yerde neler yapabileceğinizi araştırın. Trip Advisor’ın Things to Do menüsü bu iş için birebirdir. Gideceğiniz ülke hakkındaki blogları okuyup daha önce gitmiş olan kişilerin deneyimlerini öğrenerek, görmek istediğiniz yerlerin ya da yapmak istediğiniz aktivitelerin bir listesini çıkarın. Bu liste size kabaca bir yerde ne kadar vakit geçirmeniz gerektiği hakkında fikir verecektir. Ulaşım planlamalarınızı asla bu listeyi yapmadan ayarlamayın.

  • Ulaşım seçeneklerini değerlendirin:

Gideceğiniz yer için en uygun seçenekleri değerlendirin. Çoğu yere artık uçakla gitmek en konforlu ulaşım şekli olabilir, ama bütçenize ya da zamanınıza bağlı olarak tren, otobüs, feribot, hatta ücretsiz shuttle seçeneklerini iyi araştırın.

Uçak ile gidecekseniz, uçak sitelerinin cookie (çerez) kullandığını unutmayın. Aynı uçuşa farklı günlerde bakıp daha pahalı bir ücrete satın almamak için, bileti almadan önce çerezlerinizi temizlemeyi unutmayın. Ya da farklı bir bilgisayardan bilet fiyatına bakıp, doğru fiyattan aldığınıza emin olun. Bütçeniz varsa, biletlerinizi esneklik tanıyacak şekilde alın. Gezilerinizde olası aksilikler nedeniyle uçak saatini değiştirmeniz gerekebilir. Buna esneklik tanıyan bir bilet almak sizi pek çok sorundan kurtarır.

Bilet alırken, özellikle aktarma yapacağınız bir bilet alıyorsanız, olabilecek rötarları, havaalanının büyüklüğünü, kapı değişikliği durumlarını göz önünde bulundurarak satın alın. Ülke değiştirecekseniz iki uçuş arasında en az üç saat bırakmaya çalışın.

  • Konaklama seçeneklerinizi ayarlayın:

Biletinizi de aldığınıza göre konaklama seçeneklerinize bakabilirsiniz. Konaklamada en belirleyici etken yine bütçe olacaktır. Yeterli bütçeniz olsa bile, bu bütçeyi bir otele yatırmadan önce kendi kendinize şu soruları sorun:

Bu seyahatte ne kadar vaktim otelde geçecek? Bu otele bu parayı vermeye değer mi?

Sessiz bir hotel/hostel mi istiyorum, sosyalleşebileceğim bir hostel/otel mi arıyorum?

Şehir merkezinde her yere ulaşımı kolay olan bir otel mi istiyorum? Şehir dışında kafa dinleyebileceğim bir otel mi?

Bunlara karar verdikten sonra booking.com ve tripadvisor gibi sitelerden otellerin yorumlarına bakarak kendinizce bir karar verebilirsiniz.

Ama karar verirken her zaman iç sesinizi dinleyin. Mühim olan bir otelin çok iyi yorumlar alması, çok iyi olması, çok ucuz olması, çok güzel olması değildir. Mühim olan sizin kendinizi o otelde ne kadar rahat, iyi ve güvende hissedeceğinizdir.

Yine kendimden bir örnek vermek gerekirse, bir ilki gerçekleştirmek ve bir hostelde 6 kişilik bir odada kalmayı denemek istedim. Arkadaşlarım tarafından ve booking.com olsun tripadvisor olsun her yerde çok iyi yorumlar almış bir hostelde bir oda tuttum. Sonuç aylarca o kadar gerildim ki, seyahatime 1 ay kala kendimi niye bu kadar geriyorum, bu kadar gerileceğim bir yerde niye kalıyorum diyerek değiştirdim ve daha konforsuz ama tek kalabileceğim başka bir hostel tuttum.

Tabi buna ek olarak, couchsurfing.com gibi sitelerden ücretsiz kalabileceğiniz yerler de araştırabilirsiniz. Couchsurfing üyesi değilseniz, daha önce o ülkeye gitmiş kişilerden ya da bir tanıdığı olduğunu bildiğiniz kişilerden, sizi misafir edip edemeyeceklerini sorabilir ve otel masrafından tasarruf edebilirsiniz.

Burada bir tüyo daha vereyim. Özellikle yurtdışı gezilerinizde bir oteli çok beğendiyseniz ve değiştirmeyi düşünmüyorsanız önceden ödemesini yaparak tasarruf edebilirsiniz. Booking.com gibi sitelerde otelde ödeme şeklinde bir rezervasyon yaptığınızda, dövizdeki artışlar nedeniyle zarar edebileceğinizi unutmayın. Yine de ne olur ne olmaz diye otel rezervasyonunuzu otelde ödemeli şeklinde  ayarlayacaksanız, otelin ücretini en kısa zamanda döviz olarak kenara ayırmaya bakın.

  • Sağlık ve güvenlik önlemlerini araştırın:

Gideceğiniz yerlerde herhangi bir hastalık, güvenlik ya da salgın riski söz konusu mu? Herhangi bir aşı yaptırmanız gerekiyor mu? Yanınızda herhangi bir ilaç götürmeniz gerekiyor mu? Bunları iyi araştırın. Seyahat Sağlığı Merkezleri’nde gerekli bilgileri alabilirsiniz. İstanbul’da en merkezi Seyahat Sağlığı Merkezi, Karaköy’de hemen Kadıköy iskelesinin karşısında yer alıyor. Burada aşılarınızı ücretsiz yaptırabiliyorsunuz.

  • Seyahat sigortası yaptırın:

Gittiğimiz ülkelerde hastalanmayacağımızın ya da valizimizi kaybetmeyeceğimizin bir garantisi olmadığından kendinizi garantiye alıp, seyahat sağlığı sigortanızı yaptırmanızı öneririm. Çok cüzi miktarlarda yapılan bu sigorta belki de sizi binlerce liralık hastane masraflarından kurtarabilir. Benim çalıştığım üniversitenin sağlık sigortası yurt dışında da geçerli olmasına rağmen, ben gideceğim seyahatlerde ekstra seyahat sağlık sigortası yaptırmayı tercih ediyorum.

  • Tur fiyatlarını ve seçeneklerinizi araştırın:

Sagrada Familia ya da Eiffel gibi turist akınına uğrayan bir yeri görmek istiyorsanız, bu tür yerlerin biletlerini önceden internette satın almaya bakın. Bu sizi saatlerce kuyrukta bekleme sıkıntısından kurtardığı gibi, o değerli vaktinizi başka güzel şeylerde değerlendirmenize de yardımcı olacaktır.

Turları internet üzerinden almak her zaman kârlı ya da kolay olmayabilir. Özellikle Uzak Doğu seyahatlerinde internet üzerinden anlaşmak hayli zor ve yorucu olabilir. Yine de önceden internetten bir fiyat araştırması yaparak, gitmeyi planladığınız turlar için ne tür bir bütçe ayırmanız gerektiği hakkında bir fikir sahibi olun. Bu araştırmayı yapmak, daha önceden görmediğiniz, ama gitmek isteyebileceğiniz farklı yerleri bulmanıza da yardımcı olur.

  • Gereksinimlerinizi belirleyin:

Örneğin sırt çantası yeterli mi, yoksa koca bir bavulla mı gideceksiniz? Hangisi sizin rahat hareket etmeniz için daha iyi bir seçenek olacak? Yanınızda ne getireceksiniz?

Bazı ülkelerde belli yerlere girerken belli giysi kuralları vardır. Siz nasıl camiye başı açık mini etekli giremezseniz, Uzak Doğu’da da bir tapınağa diz üstü etek, kısa şort, omuz açık giremezsiniz.   Gideceğiniz ülkelerdeki toplum tarafından kabul gören giyim kuşam şartlarını araştırın. Mevsim şartlarına göre tedarikli bir çanta hazırlayın.

Prizlerin ülkeden ülkeye değişiklik gösterebileceğini unutmayın. Universal bir adaptör edinerek bu sorunu çözebilirsiniz.

Eğer tek başınıza seyahat ediyorsanız, ve sahil gibi yerlerde telefonu cüzdanı ne yapacağım diye dert ediyorsanız, telefonu ya da cüzdanınızı içine koyup denize girebileceğiniz deniz çantalarından alabilirsiniz. Yine yanınızda bir asma kilit ve bavul kilidi bulundurmak seyahatlerinizdeki hırsızlıkların önüne geçecektir. Özellikle hostellerde kalacaksanız.

Bunun dışında yanınızda her zaman yedek batarya, yedek hafıza kartları bulundurun. Benim gibi pimpirikli bir insansanız bir de seyahat ütüsü getirmeyi bile düşünebilirsiniz.  Sırt çantasında kırışan elbiselerim için her daim kuru temizlemeci aramak zorunda kalmamak için mini bir seyahat ütüsünü yanımda taşıyorum.

İster sırt çantası ister bavulla gidin, eşyalarınızın daha derli toplu olmasını sağlamak için bavul içi düzenleyicilerden alabilirsiniz. Ben sırt çantasında kullanıyorum ve muhteşem işe yarıyor.

Hostel gibi yerlerde kalacaksanız, yanınızda havlu taşımak yerine, hamam peştamalı kumaşından yapılmış bornozlardan ya da havlulardan edinebilirsiniz. Bunlar hem hızlı kurur, hem de olur da pis çarşaflı bir hostele denk gelirseniz, geçici uyku tulumu görevi görür. Çok da yer kaplamadığı ve hafif olduğu için çantada ağırlık yapmaz.

  • Dövizinizi mümkün olduğu kadar önceden alın:

Döviz Türkiye’de genelde hep yukarı çıkma eğiliminde olduğundan, mümkünse dövizinizi seyahatinize karar verdiğiniz anda alın. Dövizi ne kadar geç alırsanız o kadar zarar etme riskiniz olduğunu unutmayın.

  • Sosyal sorumluluk sahibi olun:

Her nereye gidiyorsanız, gittiğiniz yerdeki canlıları –insan, hayvan, bitki – koruyun. Onların sömürüldüğü aktivitelere katılmayın, bu aktiviteleri programınıza dahil etmeyin, bu aktivitelerin tanıtımlarını yapmayın.

Örneğin Tayland’da Tiger Kingdom gibi yerlere gidip kaplanla fotoğraf çektirmeyin. Bu kaplanlar ziyaretçilere saldırmasın diye işkenceyle eğitiliyorlar ve uyuşturuluyorlar. Yine Tayland’da fil safarisine katılmayın. Fil gösterilerinde bulunmayın. Fillerin koca cüsselerine rağmen omurgalarının insan taşımaya elverişli olmadığını unutmayın. Fillerin o gösterileri yapabilmek için türlü işkencelerden geçtiğini bilin. Hatta fil yetimhanelerinde bile, filler konukların ellerinden meyve yesin diye fillerin saatlerce aç bırakıldığını unutmayın.

Kamp yapıyorsanız, çöpünüzü toplayıp gidin. Ardınızda iz bırakmayın. Gittiğiniz yerlerin doğasına saygı duyun.

Gittiğiniz ülkelerin örf ve adetlerini öğrenin. Toplum kurallarına saygılı olun. Toplum içinde yapılmaması gereken davranışlardan kaçının.

GenelGezi HazırlıklarıYolcu Tavsiyeleri

GEZİLERİ ÖNCEDEN PLANLAMALI MI?

14

Gezi planlaması, epey bir mesai harcamak gereken başlı başına bir görevdir. Peki gezileri önceden planlamanın faydaları nelerdir?

-Kısıtlı zamanınızı en verimli biçimde değerlendirmenizi sağlar

Gönül isterdi ki her günümüz tatil olsun, her daim gezelim, yollarda olalım. Ama hayat herkese aynı derecede cömert olmadığından –ben dahil- çoğumuz senede yalnızca birkaç hafta izin alabiliyoruz. Üstelik bir Türkiye gerçeği olarak iki hafta üst üste izin bile alamadığımız, alsak da onu karşılayacak para bulamadığımız olabiliyor. Uzun lafın kısası bazen vaktimiz az ama görmek istediklerimiz çok olabiliyor.

Böyle zamanlarda iyi yapılmış bir gezi planı, minimum sürede maksimum yer görmenizi sağlar. Gideceğiniz rotayı belirledikten sonra, her rotada görmek istediğiniz yerleri seçmek, bu yerlere en hızlı ve ucuz ulaşım seçeneklerini araştırmak, gezinizden hem en çok faydayı sağlamanızı hem en konforlu şekilde seyahat etmenizi, hem de minimum sorunla karşılaşmanızı sağlar.

-Uzun zamanlarda bütçe ve zaman yönetimi sunar

Sürekli yolda olan, işinden istifa etmiş ya da gezginliği profesyonel olarak sürdüren insanlara hepimiz imrenip şapka çıkarıyoruz. Onların hiçbir planlamaya ihtiyaçları olmadığını düşünebiliriz ama aslında hiç de öyle değil. Bu kişiler –özellikle işinden istifa etmişlerse- belli bir bütçe dahilinde gezebilecekleri kadar çok gezmek durumundadır. Bu da iyi bir bütçe yönetimi gerektirir.

Bir sonraki ay maaş almayacağını bilen birinin harcamalarını daha akıllıca yapması, daha ucuz oteller bulması, daha uygun ulaşım yöntemlerine yönelmesi gerekir. Bunların ise hepsi detaylı bir planlama gerektirir.

Profesyonel olarak bu işi yapanların ise belli bir standardı tutturması gerektiğinden, önerdikleri yerlerin kalitesinden, yaptıkları önerilerin faydasına kadar her şeyi önceden iyice araştırmış olması beklenir.

Sürenizin bol olması, beraberinde akıl karışıklıklarını da getirir. Zaman uzun olunca gidilebilecek yer seçenekleri de artar. İyi bir planlama kafa karışıklığını önler, istenen rotanın hayatın gerçekleri ile örtüşmesini sağlar.

Aslında bütçe ve zaman yönetimi, zamanı kısıtlı olsun olmasın, her gezgin için önemlidir. Ama zaman kısıtlı olduğunda bazen paraya kıymak ve bütçede ufak çaplı bir delik açmak gerekse de, iyi bir planlama ile bu tür harcamalarda da tasarruf sağlanabilir. Evet zamanınız kısıtlı ise bazen 10 Dolar’a otobüsle 12 saat gidebileceğiniz bir yere belki 200 Dolar ödeyip bir saatte gitmek durumunda kalabilirsiniz. Ama iyi bir planlama ile biletleri önceden alarak, Dolar’ınızı önceden alarak, yine de bunu kendiniz için en uygun hale getirebilirsiniz.

-Sorunlar karşısında çözüm alternatifleri sunar

Her gezide son dakika değişiklikleri ve beklenmedik aksilikler olabilir. İyi bir planlama yaptıysanız, mevcut koşullar altında bir b planınız hatta bir c planınız bile olabilir.  Elinizin altında farklı durumlar için farklı çözümler olduğunu bilmek, gezinizi daha keyifli bir hale getiririr. Söz gelimi, bir gün için belli bir rota planladıysanız ve sizden kaynaklanmayan nedenlerle bu rota gerçekleşmediyse bile, b planına geçebilir, ve aklınızdaki diğer rotayı gerçekleştirebilirsiniz.

-Soğukkanlı olmanızı ve kendinizi güvende hissetmenizi sağlar

İyi bir planlama, özellikle de tek yola çıkıyorsanız, her şeyin kontrolünüz altında olduğunu hissetmenizi sağlar. Bu da doğal olarak kendinizi güvende hissettirir.  Kendinizi güvende hissetmek ise, yaydığınız enerjiyi bile etkileyeceğinden, gezinizde daha güzel anılar biriktirmenize yardımcı olur.

Öte yandan her gezginin bildiği bir gerçek var ki siz ne kadar planlarsanız planlayın gezilerde her daim son dakika değişiklikleri olur. Bazen bu sorunlar karşısında eliniz kolunuz bağlı da kalabilir. Böyle durumlarda kendinizi akışa bırakmak ve her anın tadını –plansız- da olsa çıkarabilmek bir gezginin en önemli meziyetidir. Planlar sizin hayatınızı kolaylaştırmak için vardır. Planların sizi ele geçirmesine müsaade etmeyin. Patron her zaman sizsiniz, unutmayın.

İyi seyahatler!