GenelGünlükİzmirTürkiyeYol Anıları

FOÇA GÜNCESİ – 1. GÜN OTOBÜSTEKİ KADIN VE AKIŞA KENDİNİ BIRAKMAK

Foça  uzun bir süredir aklımdaydı. Bozkır tepelerin lacivert denizle buluştuğu, minik balıkçı kayıklarıyla süslü, küçük Ege kasabası ne zamandır hayalimdeydi. Bir arkadaşımın arkadaşının Foça’daki evinin 10 günlüğüne boşalacağını duyunca, topladım valizi geldim.

 
Otobüsten indiğimde güneş, lacivert denizi altın rengine boyamış, o altın sarısı yerini kızgın alev rengine bırakmak üzere. Biraz sonra koca deniz alev alev yanmaya başlıyor sanki. Kalacağım evi buluyorum. Bir artı bir ufacık tefecik mütevazi bir ev. Salon bir balkona açılıyor, balkon ise Foça’nın eşsiz bir koyuna. Balkondaki  kanepeye uzanıp hiçbir şey yapmadan yalnızca güneşi izliyorum, kıyıya vuran dalgaların kırlangıç seslerine karışmasını dinliyorum.
 

OTOBÜSTEKİ KADIN VE AKIŞA KENDİNİ BIRAKMAK

Buradaki ilk sabahımda erkenden kalkıp kendimi Eski Foça’ya atıyorum Hiçbir planım yok. Evren yapsın planı istiyorum. Yapıyor da. Otobüste yan koltukta oturan teyze beni kaldıkları kamp alanına davet ediyor. Emekli olduktan sonra kendilerine bir karavan alıp karavanda yaşamaya başlamışlar. Herkesin kurduğu o düşü gerçekleştirip, uzun süre karavanlarıyla gezip tozduktan sonra, artık karavanlı yerleşik hayata geçmişler, bu geçişi de Foça’da taçlandırmışlar.

Pazar günü Foça çok kalabalık olur, gel seni bize götüreyim” diye iki kez teklif ediyor. Bir yanım nasıl da karavan hayatını görmek istiyor, diğer yanım bir an önce Foça merkezi görmek için çırpınıyor.

Kadının davetini nazikçe reddedip, otobüsten iniyorum.  Ama asıl meydanı kaçırıp, başka bir yola sapınca, bilmeden Foça’nın arka cephesini gezmeye başlıyorum. 

 
Foça yeşil bir sahil beldesi değil. Daha çok bozkırın ortasına kondurulmuş lacivert bir deniz gibi. Hava berrak, su mis, denizin tuzu rüzgarla dudaklarıma geliyor. Bir yere ilk kez adım atmanın heyecanıyla doluyum. Ama yanlış günde gelmiş olmanın ve evrenin sesini dinlememiş olmanın cezasını çekiyorum. Peşime iki erkek takılıyor ve kurtulmak mümkün olmayınca, tebdil-i mekanda ferahlık vardır deyip hemen hızlıca nereye gidebilirim diye araştırmaya başlıyorum:) Denizin tuzu hâlâ dudaklarımda iken, bedeni de denizle buluşturmalı deyip, bir koşu Hanedan Beach Club’ın yoluna düşüyorum. 

Yolu bilmediğimden taksi çağırıyorum. Taksi ana meydandan geçerken, üzerinde Hanedan yazan bir tabela ve bir dizi mavi minibüs görüyorum.  Taksiciye “Hanedan’a buradan minibüs kalkıyor galiba” diye soruyorum. Taksici, “Yok abla, reklam tabelasıdır o” diyor🙂 İstanbulluyuz, yeme bizi kardeşim demiyorum:)

Foça’ya geliş amacım biraz da kasabayı tanımak ve belki de burada temelli yerleşme kararı almaktı. Ne yalan söyleyeyim, ne zamandır hayalini kurduğum kasabadaki ilk günümün böyle geçmesini hiç hayal etmemiştim. Hayalimdeki ilk günüm, sahilde, püfür püfür esen rüzgara nazır, eteklerim uçuşa uçuşa özgürce yürümek, denizin mavisine kavuştuğum için şükür minnet içinde güzel bir yerde oturup denizle göğün birleştiği ufku doyasıya seyretmekti.

Oysa ilk günüm totomu kurtarmaya çalışmakla geçmiş gibi hissediyorum. Lakin bazı günler böyle geçer işte. Belki de bir yere ilk kez gelmenin verdiği tedirginlikle, kendi korkularımız, çekingenliğimiz ile böyle olayları kendimize biz çekiyoruz. O yüzden bir yerdeki ilk günde her zamankinden daha olumlu olmalı ve o yere birden fazla şans vermeli. İlk izlenimler her zaman doğru değildir çünkü.
 

 

 

 HANEDAN BEACH CLUB

Bir de ne demiştik, tebdil-i mekanda ferahlık vardır. Hanedan’dan içeri girer girmez modum değişiyor. Hanedan upuzun bir sahile sahip epey büyük bir işletme. Gelen kitle ortaya karışık. Aile çoğunlukta. Bir fabrika, çalışanlarını motivasyon gezisine getirmiş. Kurumsal şirketlerin de tercihi olduğu için haliyle daha güvenli.

 

Gün yavaş yavaş batarken, ben de artık yola düşüyorum. Hanedan’dan dönüşte şu sabah gördüğüm mavi minibüsleri buluyorum. Her 10-15 dakikada bir kalkıyormuş ve ücret sadece 2 TL. Ben ise taksiciye 20 TL kaptırdım. Yani Hanedan Beach Club’a gidecekseniz, kesinlikle meydandaki minibüsleri kullanın:)

 

 

 ESKİ FOÇA

Ve nihayet gerçek Foça ile tanışma zamanı… Akşam Eski Foça merkeze bir kez daha şans veriyorum.  Bu kez asıl gezmem gereken yeri şıp diye buluyorum. Bir anda kendimi siz deyin Havana’da ben diyeyim Marsilya kıyılarında buluveriyorum. Yol boyu renkli panjurları, begonvilleri ile birbirinden güzel taş evler, kıyı boyunca güneşlenen, denize giren insanlar… Sabah o kafile halinde gezen, laf atıp duran kalabalık azalmış, Foça yerlisine kalmış ve ağız tadı ile gezilebilir bir hal almış.  
 

 

 

Tadımlık bir gezinti oluyor. Bir yandan da düşünmeden edemiyorum. Sabah otobüsteki kadınla o kamp alanına gitseydim, nasıl bir gün geçirecektim? Bu ilk günüm pek güzel geçmedi çünkü. Kim bilir bana ne güzel gezi hikayeleri anlatacaktı. Muhtemelen güzel bir plajda günü güzel insanlarla geçirmiş  olacaktım. Foça’nın bendeki ilk izlenimi çok daha iyi olacaktı.  Kısmet yarına diyorum. Yarın güzel bir gün olacak. Yarın evrene kulak vereceğim.

 
Onuncu Köy Yolcusu
Leave a Comment