GenelGünlükİzmirTürkiyeYol Anıları

FOÇA GÜNCESİ 2. GÜN: SOLINE ve MAKEDON DONDURMACI

eski-foca-lola-otel

Bir önceki gün evrenin dediklerine kulak asmayan ben, ikinci güne uyandığımda, bu kez evrenin karşıma çıkardığı fırsatları kabul edeceğime dair kendime söz veriyorum. Havanın bulutlu olmasını fırsat bilip ilk önce kendimi Kozbeyli Köyü’ne atıyorum. Kozbeyli 500 yıllık bir geçmişe sahip, taşı toprağı ilmik ilmik tarih dokunmuş bir köy. Yerel halk buraya genelde kahvaltısı, dibek kahvesi, organik zeytinyağı, reçelleri ve sebze meyvesi için uğruyor. Ben de adeti bozmuyor ve kendime güzel bir kahvaltı ısmarlıyorum. (Kozbeyli Gezi’min tamamı için tıklayın.)

 

 
 
 

Kozbeyli Köyü’nden otobüse binip Eski Foça’ya geçiyorum Otobüs’te Lübnanlı bir kızla tanışıyorum. Adı Soline. Yaşlılara dans terapisi eğitimi için üç ayda bir İzmir’e geliyor. Otobüs merkeze geldiğinde birlikte gezmeye karar veriyoruz.

Foça’nın sandallara nazır dizilmiş kıpır kıpır restoranlarını geçip, renkli taş evleriyle bezeli sokaklarını adımlamaya başlıyoruz.  Bu kıyı boyunca yürürken, gözümüzü bebe mavisi panjurlu taş evden alamıyoruz.

Burası Lola Otel. Sanırım benim için Foça’nın en güzel binası. Lola Otel’in karşısındaki sahile seriliyoruz Soline ile, denizin ve güneşin tadını çıkarıyoruz. Poz poz fotoğraflar çekiyoruz. Sonra Foça’nın en iyi balık restoranlarından biri olarak bilinen Fokai Restoran’da soluğu alıp birbirinden leziz mezelerin tadına bakıyoruz. Onu akşamüstü otobüsüne yetiştirirken, ertesi gün tekrar buluşmak üzere sözleşiyoruz. 

 

 

 

Ben bu sefer tek başıma yine Lola’ya doğru yürümeye başlıyorum. Pazar günü önünde devasa bir kuyruk olan dondurmacıyı sıfır kuyrukla görünce, önünde bir mola vermeye karar veriyorum. Balkabaklı, sakızlı, tahinli, yabanmersinli dondurmamın ardından tekrar sahilin yolunu tutuyorum. 

 

 Akşam güneşini Eski Foça Merkez’de bulunan Miço’da güneş sarısı bir bira ile batırmaya karar veriyorum.  Deniz temalı dekorasyonu, sörf tahtası şeklindeki masası ve kedileri ile beni kendine âşık eden bir mekan burası. Kendime şöyle soğuk bir bira söyleyip müziğin tadını çıkarıyorum.

 

 

 

 

Birkaç saat sonra  arkadaşım geliyor ve onunla yeniden Fokai Restoran’a gidip akşam yemeğimizi yiyoruz. Arkadaşım burayı fazlaca abartılmış ve pahalı buluyor. İki kişi ödediğimiz hesap 125 tl ve bu hesapta ana yemek yok. Galiba haklı. Azıcık kazıklanmış olabiliriz.

 

Ama ne garip değil mi? Bir kişiyle çok eğlendiğin keyif aldığın yerde, bir başka kişiyle bambaşka bir deneyim yaşıyorsun. Oysa mekan aynı, yemekler aynı, fiyatlar aynı. Belki de biziz o anı, o yeri, o atmosferi keyifli ya da keyifsiz kılan.



Onu da aynı dondurmacıya götürüyorum. Balkabaklı dondurmayı tattırmak için. Dondurmacı amca üzgün. Bakın, okur musunuz şunu diye telefonunu arkadaşıma uzatıyor. Sesi ağlamaklı. Olayı tam anlamıyoruz, ama sanırım kuyruk beklemek istemeyen bir müşteriye  sırasını beklemesini söylediği için, müşteri internette onu eleştiri yağmuruna tutmuş.
“E ben mi haksızım” diye ağlamaklı veryansın ediyor amca Trakya şivesiyle. Aslen Makedonlar ve her yaz Çorlu’dan buraya dondurmacıyı açmaya geliyorlar. “Üzülmeyin” diyoruz, “herkesi memnun edemezsiniz ki”.  
Dondurmamız bittiğinde amcaya bir göz atıyoruz. Hâlâ telefon elinde, eleştiriye bakıyor. Bazen bizim bir anlık sinirle yazdıklarımızın karşı tarafı nasıl yaralayabildiğini o an anlıyorum. Üzülüyorum. Çünkü benim de bir anlık sinirle bütün öfkemi internete kustuğum olmuştur. Sosyal medyayı kullanırken, yazdığımız kelimelerin bir yerlerde birilerini üzebileceğini de düşünmeliyiz sanırım. 
 

Yine de dondurmanın tadı damağımızda mutluyuz. Foça’nın lacivert gecesine, lacivert denizine yarın tekrar görüşmek üzere diyoruz.

 

 

Onuncu Köy Yolcusu
Leave a Comment