GenelGünlükİzmirTürkiyeYol Anıları

FOÇA GÜNCESİ 3. GÜN ITIR VS HEDİYELİKÇİ KADIN

mico-kahvalti

Üçüncü gün Soline ile Lola Otel önünde buluşmaya karar veriyoruz ama ben erken varmış olacağım ki ne gelen var ne giden. Kahvaltı yapmadığımı hatırlayıp soluğu yine Miço’da alıyorum.

 

Güleç yüzlü bir hanım karşılıyor beni. Adı Itır’mış. İstanbul’daki hayatını bırakıp burada yeni bir hayat kurmuş kendine. Miço arkadaşının yeri. Arkadaşı onu da yanına almış ve böylece Itır’ın Foça hayatı başlamış. Bir kedisi var (belki de birkaç tane), adı Osman. Sokak kedilerinden dayak yemiş, yanağı iltihaplanmış, yan masada onu anlatıyor.

 

Itır Abla önce bana mükellef bir kahvaltı hazırlıyor. Sonra kendini anlatıyor. “Foça insanın kendini keşfettiği bir yer, kendini bulduğun bir yer. İstanbul insanın kendini keşfetmesini imkansız kılıyor” diyor. Düşünüyorum, tam da Foça’ya yerleşmeyi düşünürken bu sözler tesadüf olabilir mi?

 

Soline ile Lola’nın önündeki plajda buluşuyoruz. O suyun soğukluğuna aldırmayıp tekrar denize giriyor, ben ise denize parmağımı sokamadığımdan, sahilde yanmaktan kızarmış tavuğa dönüyorum.

Hayattan bahsediyoruz, evrenden, hedeflerimizden, yapacaklarımızdan. 80 sayfa yazıp bıraktığım bir kitap taslağım olduğunu söylüyorum Soline’e, ama devamını getiremediğimi. İnsanın kendisini yazması kolay da, bir karakter yaratıp o karakterin nasıl konuşacağını, nasıl davranacağını, ne tepki vereceğini tahmin etmek çok yorucu ve zor diyorum.

 

Soline ise bana müthiş birkaç tavsiye veriyor. “Önce kendini anlattığın kısımları yaz bitir, sonra diğer karakterlere yavaş yavaş yoğunlaş” diyor, “Yaparbilisen de arada yaratıcı drama kurslarına katıl. Karakter gelişimine çok faydası var.”

 

Soline’in karşıma çıkmasının belki de nedeni buydu diye düşünüyorum, çünkü söyledikleri benim hiç aklıma gelmemişti. Ben çoktan pes etmiş, kitabı da rafa kaldırmıştım.

Soline’in birkaç saat sonra ayrılması gerek. Birkaç hatıralık eşya almak istiyor. Hemen merkezdeki dükkana giriyoruz. İçerideki hanım pek suratsız. Soline ise pek kararsız. Soline bir şeyleri alıp fiyatını sorup, kasaya götürüp geri getirdikçe, dükkan sahibi de giderek sabırsızlaşıyor. Soline bir iki hediyeyi almaktan vazgeçiyor, çünkü kadın hiç indirim yapmamaya kararlı. Bir ip bileklik bile 10-15 TL. Soline’in kararsızlığı sürerken, kadının sesini duyuyorum. “Oyun oynuyor bunlar”.

 

“Anlamadım” diyorum. 

 

“Bakarsın fiyatına, alacağını alırsın, bir onu alıyorsunuz bir bunu alıyorsunuz, senet imzalamaya çalışıyorum burada” diye bağırıyor bize.

 

Soline üzgün. “O kadar kızdırdıysam hepsini alayım, sorun değil, şimdi bu eşyalar negatif enerji ile doldu” diyor. “O zaman hepsini bırak”, diyip onu uzaklaştırıyorum.  Üzülüyorum çünkü içeride çok güzel hediyelikler vardı. Ama kadının yüzü sirke satıyordu işte. Bilemiyorum belki de stresli bir anına denk geldik. Belki de normalde çok sabırlıydı da bize öyle denk geldi. Yine de siz şu aşağıdaki dükkana uğrarsanız, aman çok fiyat sormayın, alacaklarınızı alıp çıkın:)

Buradan mümkünse hızlı alışveriş ediyorsunuz, yoksa paparayı yiyorsunuz:)
Soline ile hemen bu dükkanın yanındaki gümüşçüde çok güzel takılar ve magnetler buluyoruz. Sonra meydandaki butikte inanılmaz güzel sandaletler, şallar keşfediyoruz. 
Soline ile vedalaştıktan sonra bir süre boşluk yaşıyorum. Bazı insanlar iki günde ne çok doldurabiliyor insanın kalbini. Bir daha görüşür müyüz, şaibeli. Öyle hızlı ayrılıyoruz ki, fotoğraf çekmeye bile vaktimiz olmuyor. Ama şimdiden özlüyorum onu.
Onsuz kalınca, Foça’nın arka sokaklarını dolaşmaya karar veriyorum. Şemsiye enstalasyonlu sokağı bitirip Sanatçılar Sokağı’nı gezip Foça’nın bütün arka sokaklarını fotoğraflıyorum. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

Yol üzerinde bir ara tekrar sahile çıkıp bu kez Bal&Do Rumelili Arif Usta dondurmacısını deniyorum. Bu kez menüden Keçiboynuzlu dondurma var. Sakız Dondurma’nın dondurmasından çok daha farklı bir tadı var. Daha bir Maraş dondurması tadında.  Stilleri farklı ama ikisinin dondurması da ayrı güzel bence. 

Elimde dondurma, arka sokakları dolaşmaya devam ediyorum, ama gerisi bir sonraki yazıda:)

Onuncu Köy Yolcusu
Leave a Comment