IMG_2859

Üniversite yıllarında Karaköy’deki bir nakliye firmasında yarı zamanlı çalışıyordum. O zamanlar Karaköy dediğin yere iş için giderken bile biraz çekinirdim. Niyeyse beni hep geren korkutan bir yer olmuştu Karaköy. Son birkaç senedir yükselen trendine rağmen, Karaköy denilince hep biraz uzak durmam ondandır. Eskiye mazi derler deyip, Karaköy inadımı kırmaya karar verince, aslında geçmişe çok takılıp kalınca ne çok şeyi kaçırdığımızı da fark ettim. 

Karaköy maceralarımda anladım ki orada sevdiğim belli başlı yerler var. Hal böyle olunca da bir Karaköy listesi hazırlamak şart oldu. 

KARABATAK

 

Burayı özellikle ilkbahar ve sonbaharda, bulunduğu sokağı saran sarmaşıkları yeşilin ve kızılın en güzel tonlarına bürünmüşken, güneş camlarına vurup rengarenk vitraylar oluştururken görmek en güzeli. Kendinizi mekanın hemen dışındaki masalardan birine atabilir, sarmaşıkların gölgesi tepenizde, sıcacık çayınız önünüzde, ilkbahar güneşinin saldığı binbir kokuya nazır, gelip geçen Karaköy ahalisini izleyebilirsiniz. 
Kadim çaycıların da iflah olmaz kahvecilerin de kendine göre bir şeyler bulabileceği bir adres burası… Kışın bana verdiği keyif bahar mevsimi kadar olmasa da, eski Rum taşevlerinin dokusunu sıcacık renkli detaylarla buluşturan dekorasyonu görülmeye değer… Garip gelecek ama Karabatak’ın iç dekorasyonunda benim en sevdiğim yer tuvaletleri🙂 İnsanın zaman-mekan algısını değiştiren bu eğlenceli dekorasyona bakmadan gitmeyin.  Onuncu Köy Yolcu’nuz kadim bir çaycı olduğundan, size tavsiyesi Mohr Blossom tea… Bitki çayı sevenlerdenseniz, içimi yumuşak olsun, vanilyası beni benden alsın, içince kendimi bir çiçek bahçesinde bulayım diyorsanız, bir deneyin bakim…

 

Vintage karolar ve  rengarenk posterlerin taş duvarlar ve kahve kokusu ile birleşimi…

 

Yer karoları ile ayak fotosu temalı instragramlık foto da yanınıza kâr:)
Yiyecek menüsünün müthiş zengin olduğunu söyleyemem. Burası kahve yanına bir tatlı, ya da hafif bir atıştırmalık sonrası çay kahve yapabileceğiniz bir yer.  O yüzden çok aç gitmemek en iyisi. Menüye göz atmak isterseniz, linki şurada dursun: http://www.karabatak.com/Menu/4/15/pastry/

DEM

Masumiyetlerine aldanmayın, bu hınzırlar sizi hunharca Dem’e çekiyor:)

Mini minnacık bir mekan burası. Özellikle kışın dışarıda oturamadığınızda, ufacık bir odaya doluşmuşsunuz hissi veriyor. Ama mekanın her ayrıntısı ince ince düşünülmüş sıcak samimi dekorasyonu insanda misafirliğe gelmişsiniz hissi uyandırdığından mı nedir, yan masa ile dirsek teması halinde olmanız sizi rahatsız etmiyor. İlk birkaç dakikanız biz bize bir sohbet ortamı içinde etrafı incelemekle geçiyor. Hele de tavandaki lambanın orijinalliğine bayılacaksınız.

 

 

Menü olarak Karabatak’tan daha ilginç ve geniş alternatifler sunduğunu söyleyebilirim. Özellikle yiyecek anlamında.  Siz de benim gibi bir çaykolik iseniz, lotoyu tutturmuş gibi sevinebilirsiniz. Artık tek derdiniz onlarca seçenek arasından hangisini seçeceğiniz. Biz içimizdeki muhafazakara yenilip tatlı olarak cheesecake ve çay olarak elma-tarçında karar kıldık. Bir dahakine daha yenilikçi ve girişimci olmaya söz veriyoruz. Cheesecake’in kıvamı biraz şaibeliydi, ama tadından hiçbir fire vermemişti. Gayet memnun kaldık. Çayın yanında gelen sallama çay poşeti şeklindeki kurabiyeli sunuma bayıldık. Kendilerini bir gün de sırf kahvaltı için denemek istiyoruz hayırlısıyla. 

HEBUN ÇORBACISI

Sizi bilmem ama üst üste çay kahve tatlı ile mideyi yorunca benim mide “yar bana bir çorba” diye inlemeye başlıyor. Dem’de otururken, Tayland’da içtiğimiz balkabağı çorbası aklımıza geldi ve aklımıza gelmesiyle de canımızın buram buram balkabağı çorbası çekmesi bir oldu. Lakin mercimek değil ki, her köşe başında bulasın. 

Yol üzerinde minicik bir kapı üstünde çorbacı yazıcısını görünce, şansımızı deneyelim dedik. Balkabaklı değilse de şöyle sıcak bir çorbaya ihtiyacımız vardı. Ne yalan söyleyelim, içeride birkaç çeşit bekliyorduk ama yirmi kadar çorba saydım. Ve tahmin edin ne oldu? Balkabaklı çorbası da vardı! Hemen iki porsiyon söyleyip geçtik masamıza. Ama çorbayı kepçe ile değil, tencere ile dolduruyorlar tabağa. Benden söylemesi, yarım hatta çeyrek söyleyin. Lezzet olarak müthiş başarılı bulmadım. Yoğun bir un tadı ve ekşilik geliyordu.  Ama tek bir çorbaya bakarak karar vermemek lazım. Tavsiyem birkaç çorbadan azar azar isteyip, denemeniz olacak. Karaköy’de cep yakmayan doyurucu ve sıcacık bir yemek alternatifi olarak değerlendirilebilir. 

Şimdilik bu kadar, ara ara gittikçe yeni yerlerle bu listeyi zenginleştireceğim. Yolcu sözü!

Bu arada Karaköy’e gelmişken bu saydığım yerlere uğramasanız da, şu sokakta foto çektirmeden geleni dövüyorlar, benden söylemesi, yolcu uyarması!

 

Onuncu Köy Yolcusu
Leave a Comment