GenelİzmirTürkiye

Kozbeyli Köyü, Foça

kozbeyli-bizim-bahce

Kozbeyli, Yeni Foça civarında eski Rum evleriyle, kahvaltısıyla ve dibek kahvesiyle meşhur, önü deniz manzarası, arkası orman, şirin mi şirin bir Ege köyü. Dile kolay 500 yıllık bir geçmişe sahip.  Bugün köyü güzel kılan Rum evlerden olayı, eski bir Rum köyü olduğu düşünülebilir, ama Kozbeyli Köyü, Türkler tarafından kurulmuş.  

Tarihi Saruhanoğulları’na kadar uzanan Kozbeyli Köyü’nün Kuzubey isimli bir derebeyi tarafından 500 yıl kadar önce kurulduğu sanılıyor. Osmanlı zamanında burası iki Türk bir Rum mahallesinden oluşuyormuş.  Mübadeleden sonra ise köyde yaşayan Rumlar, Yunanistan’a gönderilirken, Rumeli, Selanik ve Midilli’de yaşayan Türkler ise onların yerine yerleştirilmiş.  

Otobüsten indiğimde eski bir köy meydanı beni karşılıyor. Hemen önümde cağ kebabı ve dibek kahvesi satan bir işletme duruyor. Yol bir sağa bir sola ayrılıyor. Sağ tarafta epey otantik ama bir o kadar da turistik görünümlü birkaç işletme var. Böyle yerler niyeyse beni cezbetmiyor. Pek yüz vermeden geçiyorum. Sonradan bu yazıyı hazırlarken öğreniyorum ki, o yüz vermediğim Şakir’in Dibek Kahvesi’nde kahve 100 yıllık bir dibekte öğütülerek sunuluyor.

 Sağdaki yolu takip edip, köyün içlerine doğru dolaşmaya başlıyorum. Meydandaki turistik işletmeleri geçince, köylülerin hâlâ içlerinde yaşadığı evlerin arasında, taş kaplı yollarda, Ege güneşi altında yürümeye başlıyorum. Güneş omuzlarımı kavuruyor. Eski taş evlerin kimisi restore edilmiş, panjurları boyanmış, dim dik, pırıl pırıl yükseliyor, Kozbeyli Köyü’nün bebek mavisi göğüne doğru. Kimisi ise yıkık dökük viran kimsesiz kalmış. Kemikleri toprakta yavaş yavaş eriyen ölüler gibi serilmişler yere. Ama bu yıkık dökük olan evler, köyü gezerken ara ara gördüğüm beton nakli yapılmış Frankestein evler kadar üzmüyor beni. Bağırlarına taş basmış, beton uzantılı, yamalı bohça misali bu evler, sessiz bir çığlık içindeler sanki.     

 

Yolda muazzam bir amca ile karşılıyorum. Bence Foça’nın en güzel evinde oturuyor. Amca adeta yürüyen bir kütüphane. Başlıyor Foça tarihini anlatmaya. İon’lardan giriyor Saruhanlılar’dan çıkıyor. “Arkeolog musunuz” diye soruyorum. “Hayır, marangozum”, diyor. Kültürün meslekle okulla ilişkisi yok hakikaten. 

 

 

Köyün en tepesine kadar çıktığımda, ufacık mini minnak bir kaplumbağa yavrusuna rastlıyorum. Yavru hayvan görmüş İstanbullu görgüsüzlüğü ile miniği yerden kapınca, zavallıcığın yüreğine indirdiğimden, o da çişini bir güzel benim elime boca ediyor. Ufacık bir kaplumbağa yavrusunda nasıl bir mesane olduğunu bugün öğreniyorum. Avuç içi kadar kaplumbağa bir at gibi işiyor elime.

 

Elim hâlâ kaplumbağa çişi ile yanarken, bu kadar börtü böcek yeter bana diyerek, meydana doğru aşağıya inmeye başlıyorum. Üzerinde “Kozbeyli Çapkınoğlu Konağı ve Meyhanesi” levhası bulunan, restore edilmiş bir meyhaneye rastlıyorum. Çapkınoğlu adında bir Rum’un 1878 yılında yaptırdığı bu meyhanede şimdi Foça karasını yudumlamak vardı, ama nafile, vakit henüz çok erken ve meyhane de kapı duvar zaten. 

 

 

 

Meydana doğru inmeye devam ederken, bir levhada Kozbeyli Bizim Bahçe levhasını görüyorum. Levha toprak bir yolun başında, yol ise az ileride ağaçların arasında kayboluveriyor.  İçimdeki sese kulak verip toprak yolda ilerlemeye başlıyorum.
Kozbeyli Bizim Bahçe, kocaman bir bahçesi, bahçesinde salıncakları olan şirin mi şirin bir işletme olarak karşıma çıkıyor. Ege güneşinin kavurduğu omuzlarım, ağaçların gölgesinde biraz huzur buluyor. Ormanın, kuş seslerinin, tavuk gıdaklamalarının, ağaç hışırtılarının arasında güzel bir kahvaltı söylüyorum kendime.
 

Kahvaltı mütevazi, ama her şey leziz. Yumurtalar bahçeden, reçeller organik.  Bizim Bahçe’ye içim ısınıyor. Seviyorum burayı. Tek kötü yanı, sandalyelerinin plastik olması.

 

 

 

 

 

Köy meydanına geri indiğimde, otobüsü beklerken, kendime bir de dibek kahvesi söyleyeyim istiyorum. Kebapçıdaki amca gel bizde otur bekle diyor, kahvemi de o ısmarlıyor. Kızıyla birlikte meydandaki kebapçıyı işletiyor. Aslında Erzurumlular, ama Kozbeyli Köyü’nde yaşıyorlar. Koyu bir muhabbete dalıyoruz, ama yol uzun, amca ile kızına veda edip, Eski Foça merkeze doğru yola çıkıyorum. Kozbeyli’ye yolunuz düşerse, amcaya benden selam iletin.

 

 

 

Onuncu Köy Yolcusu
Leave a Comment