GenelGünlükYol Anıları

KHAO SAN’DA BİR GÜN

Havaalanından Khao San’a Gidiş

Bangkok beni sisli puslu ama sıcak karşıladı. Hayatımda ilk kez sırt çantalı seyahat etmenin acemiliği ile tıka basa dolduğum çantamın ağırlığı altında ezile ezile Khao San’a giden otobüsleri aramaya başladım. Şimdi burada uzun uzun nasıl olduğunu anlatmayayım ama Khao San (Kao San) nerede diye sorduğumda, Taylandlılar bana “Ne diyon bacım allasen” şeklinde boş gözlerle baktığından, derdimi anlatmak için aklıma gelen her yolu denedim. Allah’tan yüklediğim çeviri programı (iTranslate) yardımcı oldu. Sonradan öğrendim ki Khao San diye dümdüz değil, (Kaooo Saaaağn) diye uzatarak söyleyince anlıyorlar.

Hasbel kader, alnımdan terler boşana boşana sonunda otobüsü buldum. Otobüs şoförü beklediğimin aksine bir kadındı. Bir kamyon şoförü edasıyla direksiyonuna yayılmış, ayakkabılarını çıkarmış, önüne de yolluğunu asmış, boyundan büyük direksiyonu çevire çevire sürüyordu otobüsü.

Ben ise bir insan dört sene kavuşma hayali kurduğu bir yere ayak basınca ne hissederse aynen o duygular içindeydim. Sonunda sılanın son bulmasının sevinciyle benim ikinci memleketim gibi hissettiğim Bangkok’u seyrede seyrede ilerliyorduk.

Gayet rahat püfür püfür bu otobüs yolculuğu sonunda sadece ama sadece 60 bahta (6tl)ye Khao San’a geldim. Otobüsten inip yine çantamın ağırlığı altında ezile ezile hostelime yürümeye başladım.
Bangkok’un kokusu yavaştan burnuma gelmeye başladı. Değişik bir koku bu. Kanalizasyon kokusu desen değil, yemek kokusu desen değil, ortaya karışık bir koku. Ama kokusunu bile özlemişim gadasını aldığımın:)

Otelim…

Hostele giden yolu sanki “Ey ahali koskoca Onuncu Köy Yolcusu Khao San‘a geliyor, tez en otantik halinizle konum alın” demişler gibi, kendine özgü tiplerle doluydu. Daha önce Bangkok’ta Sukhumvit yolu üzerinde kalmıştım. Orada bu denli özgün tiplere rastlamamıştım doğrusu.  Khao San’ın 500 metre kadar uzağında Vivit Hostel adlı bir hostelde kalacağım. Nihayet Vivit Hostel bembeyaz karşımda bittiverdi.

Odam kutu kadar, penceresi bile yok. Vivit Hostel‘de tek kişilik odalar ne yazık ki penceresiz. Ama yatak çok geniş ve rahat. Hayatımda uyuduğum en rahat yatak olabilir. Vivit Hostel’e üç gece için 2560 baht verdim.  Ama bu aslında iki kişilik fiyatı. Buna kahvaltı dahil. Bence sudan ucuz.

KHAO SAN’I KEŞİF

Valizi odaya atıp üst değiştirip kendimi dışarı attım atmasına ama çok yorgunum. Şöyle düşünün, kalbim pır pır ayaklarım mır mır. Hiç gidesi yok bu ayakların. Aslında ilk gün Bangkok’taki Uçak Mezarlığı’na gitmeyi planlıyordum ama planlarda değişiklik yapıp Khao San’ı keşfetmeye çıkıyorum.

Yolda Instagram hikayeleri çeke çeke ilerlerken bir anda, hınzır bir Tay amca yanımda bitiveriyor. Fotoğraf çekiyorum sanıp dişsiz ağzıyla benimle poz vermeye başlıyor. Hevesini kırmayıp kendisiyle bir fotoğraf çektiriyorum. Yanımdan şıp diye bir makas alıveriyor. “You’re beautiful, you’re beautiful” diye diye uzaklaşıyor. Ben gitti sanırken az sonra bakıyorum yine ardıma takılmış:)

Amcadan kurtulurken, bir yandan da gidecek bir yer seçtim. Khao San’da May Kaide adlı çok iyi bir vejetaryen restoranı olduğunu duymuştum. İlk önce oraya gidip karnımı bir güzel doyurmak istiyorum ama May Kaide’yi ara ki bulasın. Sonunda yol üzerinde satılan yiyeceklerden tatmaya karar veriyorum.

Tayland’a bir önceki seyahatimde çok steril takılmıştık. Sokak yemeklerine hiç bulaşmamıştık. Oysa Khao San‘daki yemek tezgahları çok renkli ve güzel görünüyor. Tezgahlarda tavuk, deniz mahsulü, domuz türü et çeşitleri, pad thai’ler (sebzeli noodle), spring rolls (sebzeli börek), Hindistan cevizli dondurmalar satılıyor.

Yol kenarlarını ise dövmeciler, masajcılar ve kıyafet satıcıları kapmıştı. Ara ara ise üzerinde Akha kabilesinin giysileri olan kadınlar gelip geçiyor, bileklik ve takı satıyorlar.

Khao San’ı baştan sona dolandıktan sonra soluğu bu kez yine çok merak ettiğim bir mekan olan Adhere the 13th’te alıyorum.

Adhere the 13th bir blues club. İnternette kendisinin ünü pek alıp yürümüş durumda. Minik kutu gibi bir barda dünya kalitesinde müzik yapıldığını yazılınca listeye almıştım.

Ben gittiğimde grup hâlâ yerini almamıştı. İçeride mum ışığında minik masalar oturmuş birkaç kişi vardı, ama ortam epey sakin, sessiz ve loştu. Günlerdir uyumayan yolcuyu böyle karanlık ve loş ortama koyarsan ne olur? Eee uyur. Kapanan gözlerimin ağırlığını daha fazla kaldıramayıp, birkaç şarkı dinleyip çıktım. Ama kaldığım kısacık sürede kokteyllerini çok başarılı, müziklerini iyi, ses sistemini kötü (o güne özel olabilir), garsonlarını suratsız buldum. Fiyatları Tayland standartları için ortalama. Bir mojito 16 Tl civarı.

Bu arada aslında bu ilk gün Tayland’ın en iyi barlarından biri olduğu söylenen Sing Sing Theater’e gitmeyi planlıyordum. Burası ilginç bir dekora sahip, seksi kızların şov yaptığı, çılgın bir bar. Gelen kitle expat ve turist ağırlıklı. Arap ve Hint turistlerin ilgisi büyükmüş duyduğuma göre.

Aslında gitmek için can atıyordum ama hem çok yorgundum, hem de ertesi gün sabah beşte kalkıp önce Damnoen, sonra Maeklong Railway, sonra ise Amphawa pazarlarını gezecektim. Sing Sing Theater’a gidersem ertesi gün o pazarları göremezdim. Yetişmezdi. Bu yüzden Sing Sing Theater’ı da erteledim ve otelin yolunu tuttum.

Khao San’da ayak masajı yaptıranlar sokaklardaki koltuklara yayılmış kısa bir süreliğine de olsa cennete yükselmiş gibi görünüyorlardı. Restoranlar gece kulübüne dönüşmüş, insanlar sokaklara taşmış, Khao San‘ın ortasında eller havaya moduna geçmişlerdi. Bir dede kendini müziğin ritmine kaptırmış, gençlere taş çıkartırcasına dans ediyordu. Aslında kalıp gecenin tadını çıkarmayı düşünmedim değil, ama ertesi günkü planım için bu renkli sokağa istemeye istemeye veda ettim. Şu dededen utan be yolcu diye kendime çemkire çemkire yaşlı bir nine gibi otele döndüm.

Şu satırları yazarken ve Khao San videomu izlerken, epey eğlenmiş olduğumu fark ediyorum. Bangkok’taki ilk günüm hiç de fena geçmemiş bence. Ya sizce?