GenelYeme-İçmeYolcu Tavsiyeleri

Aida -İstanbul’da Farklı Bir İtalyan Restoranı

aida

Zil arıyoruz. Görünürde hiçbir zil yok. Hemen pencere önündeki parmaklığa asılı çanı görüyoruz. Ürkek çekingen çalıyoruz belli belirsiz. Kapı camının aralıklarından içeride ışıkların yandığını görüyoruz ama kimseyi göremiyoruz. Belki de kapalılar diyoruz ama saat yedi. Tam  yemek vakti. O sırada çıtı pıtı narin bir kızcağız bitiyor yanımızda soluk soluğa. “Çok beklemediniz ya” diyor. “Yok” diyoruz, “yeni geldik”. “Duymamışlardır” diyor ve az önce bizim ürkek çekingen çaldığımız çanı, hak ettiği gibi çalmaya başlıyor. 

 

Ak sakallı, ak saçlı, bir İtalyan restoranında değil de daha çok bir metal barda görmeyi bekleyeceğiniz bir adam açıyor kapıyı. Kapı nostaljik sımsıcak bir ortama aralanıyor. İçerisi sıcacık, renkler sıcacık, atmosfer sıcacık… Ahşabın sıcaklığı, renklerin sıcaklığı, mobilyaların yaşanmışlığı önce sızıyor içimize. 

İçerisi şimdilik bomboş görünüyor. Tek müşteri bizmişiz gibi, ama biliyoruz ki burası hafta sonları rezervasyonsuz zor yer bulunan bir yer. Mini minnak bir aile işletmesi ama müdavimi çok anlaşılan. Çekine çekine “Yeriniz var mı” diye soruyoruz. Günlerden Pazartesi olduğu için yer bulma ihtimalimiz çok yüksek diye düşünüyoruz. “Son iki masam kaldı” diyor ev sahibesi, ve bize hemen barın önündeki iki masayı gösteriyor. Konuşlanıp az sonra yaşayacağımız ziyafeti sabırsızlıkla bekliyoruz.

 

Amerika’dan gelen 9 senedir görüşemediğimiz bir arkadaşımı götürüyorum buraya. Bir haftadır gezip duruyoruz, İstanbul’un en güzel restoranlarını en iyi barlarını en şahane manzaralarını. Bugün son günü. O yüzden otantik değişik bir yere götürmek istiyorum onu. Damağında İstanbul’a dair hoş bir anı bırakmak istiyorum. Ama ne balıkçı olsun ne kebabçı ne de otantik Türk yemekleri restoranı. Çünkü bunların hepsini yaptık. O sırada aklıma tavsiyeleri hiçbir zaman beni yanıltmayan biricik dostum Smilla Snow geliyor. Geçenlerde bir İtalyan restoranından bahsetmişti diyorum kendi kendime, neresiydi, çok güzel demişti. Hemen soruyorum ona telefonda. Aida diyor.

Ve Aida’nın güzel sahibesi bizimle ilgilenmeye başlıyor. Önce misafirime menüyü uzatıp bütün yemekleri tek tek anlatıyor. “Oh” diyorum, “menüyü benim çevirmeme gerek kalmadı”. Sonra menüde olup da mutfakta olmayan yemek var mı diye mutfağa gidiyor. 

 

Buraya gelmeden önce araştırmamı yapmıştım aslında ve biraz da kırıklığım olduğu için havuçlu zencefilli çorbalarını denemek için can atıyordum. Kötü haber menüden onu çıkarmışlar. Kabak çiçeği mevsimi de olmadığı için o da menüde yok. Gnocchi ise mantarlı değil balkabaklı bugün. Yani tipik bir restoran değil burası. Menü sabit değil, mevsimde ne bulunursa ona göre değişebiliyor.

 

 

Menü de sayfa sayfa değil. Başlangıçlar, ana yemek ve tatlı bölümünde az ama öz seçenekler var. Her damağa hitap eden bir yemek bulunduğu için ve her yemek de birbirinden ilginç ve farklı geldiği için kararımızı çok çabuk veriyoruz. Başlangıç olarak bruchetta ve Ribolitta çorbası almaya karar veriyoruz. Öncesinde ekşili bir domates sos ve ekmek servis ediyor güzel ev sahibesi. Sonra bruchetta ve Ribolitta’mız geliyor. Çorbam kırmızı minnak bir tencere içinde servis ediliyor. Fotoğraflamamak olmaz. Sunum şahane. Bakalım tadı nasıl? 

Ribolitta çorbası bizim Karadeniz’in karalahana çorbasının İtalyan yorumu gibi düşünülebilir. Ama hafif tat nüansları hissediliyor içinde. Bence tadına diyecek yok. Öyle ki bruchetta’ları es geçiyorum. Ama bruchetta’lardan biri patlıcan turşulu ve tatmadan olmaz. Hayatımda ilk kez patlıcan turşusu yiyeceğim çünkü ve bu tat gerçekten muazzam.

Ana yemek olarak Amerikalı dostum tercihini deniz mahsüllü fettucini’den yana kullanıyor, ben ise balkabaklı gnocchi’yi merak ediyorum. Yemeklerimiz geldiğinde ikimiz de doğru tercihi yaptığımızı anlıyoruz. Onun fettucini’si deniz kokuyor resmen. Benimki ise balkabağı. Ağızda kremalı bir tat, midede ise sıcaklık hissi veren türden bir yemek bu. Tam sevdiğim. Tam insanı mutlu eden yüzünde bir gülümseme bırakan cinsten.

Şaraplarımızın kadehleri mum ışığında parlıyor. Koyu bir sohbete dalıyoruz. Fonda gerçek bir piyanoda gerçek bir piyano resitali… Evet, bir piyanisti var bu restoranın ve muhteşem parçalar çalıyor. Ara ara içeriye güler yüzlü insanlar giriyor. Burası o müşterisi suratsız, kasıntı, sosyete mekanlardan değil. Burası enerjik, girenin de ev sahiplerinin de pozitif enerji saçtığı, bambaşka bir ortam. Saklı bir cennet gibi Moda’da. İçten içe burayı bize önermiş olan sevgili dostum Smilla Snow’a teşekkür ediyorum. Misafirim mest olmuş halde. “Çok güzel, çok güzel bir yer burası, beni daha güzel bir yere götüremezdin” diyip duruyor sürekli.

 

Sırada tatlılar var. Ben tiremisudan yana kullanıyorum oyumu. Arkadaşım ise evyapımı zabayonlu dondurma istiyor. Zabayon ne hiç bilmiyorum. Sonradan öğreniyorum ki şaraptan yapılan bir krema ve Türk mutfağında sabayon diye geçmiş.  Dondurmanın tadı bana normal vanilyalı dondurmayı andırıyor. Tadında bir fark göremiyorum. Ama üzerine serpiştirilmiş fındıklar ile lezzeti şahane. Bildiğin süt dilimi. Benim tiremisumun da içinde yoğun bir süt tadı hissediliyor. Alıştığım tatlardan farklı. Ama gecenin sonunda iki tatlı tabağı da yalanıp yutuluyor kahve eşliğinde. Ev sahibemiz bize yemeğin sonunda likör ikram ediyor. Geceyi noktalamak için daha güzel bir ikram olabilir mi? Ellerinde birkaç farklı likör var. Benim tercihim tatlı olandan yana, arkadaşım buruk bir likör seçiyor. Tadı tekila gibi ama çarpı on kuvvetinde.

 

Yaklaşık beş kadeh şarap, iki başlangıç, iki ana yemek, iki tatlı ve iki kahve için kişi başı 100 TL ödüyoruz. Bizce çok makul. İçkiler olmasa kişi başı 50-60’a çıkabilirdik demek ki.

Aida damağımızda, cebimizi yakmadan, hoş ve tatlı bir lezzet bırakıyor. Yemeklerinin güzelliği bir yana, insanda aidiyet duygusu yaratıyor. Bizim mekan dedirtiyor. Yine geleceğiz dedirtiyor. Burası farklı bir mekan. Özel bir mekan. Gidilesi bir mekan.Amerikalı dostum hiç yapmadığı bir şey yapıyor ve ev sahibesine özel olarak teşekkür ediyor. Onca yere götürdüm, içlerinden yalnızca burada gerçekten özel bir teşekkür etme isteği duydu. Ben doğru yeri seçtiğim için gururlu, o son gecesini mutlu noktaladığı için mutlu ayrılıyoruz mekandan. Benim için de gidin tadın ve mutlu olun Aida’da…