Kayseri

Sultan Sazlığı, Nasıl Gidilir, Nerede Kalınır, Ne Görülür?

sultan-sazligi

Bazen insan görmek istemezsin. İster güleç suratlı ister somurtkan olsun bütün insanlar şöyle bir kenarda dursun istersin. Galiba Sultan Sazlığı’na öyle bir dönemde gittim. Hani bazen sorgularsınız ya hayatı? Hani bazen yaşadığınız yer, oturduğunuz ev basar ya sizi? Hani bazen herkes biraz sahte gelir ya? Öyle bir andı işte. Biraz topraklanma ihtiyacı, biraz kendini bulma ihtiyacı, biraz nefes alma ihtiyacı duyduğum bir andı.

Ve attım kendimi oraya… Ne zamandır hayalini kurduğum yerdi. Biliyordum beni alabildiğine samimiyetiyle karşılayacaktı. Sazlıklar, sulak alanlar, kuşlar, kurbağalar, börtü böcek ve ben… Başbaşa birkaç saat bile beni ben yapacaktı. 
 

 

Sultan Sazlığı’nı siz belki de ilk defa duydunuz. Çünkü burası Kayserili değilseniz, kuşlara özel bir ilgi duymuyorsanız, ya da es kaza benim gibi Instagram’da oranın birbirinden güzel karelerine rastlayıp vurulmamışsanız duymuş olabileceğiniz bir yer değil. 

 

 

Planım bir başıma gidip gezmek.  Bir gece apartmandaki komşumla muhabbet ediyoruz. Planlarımı anlatıyorum. Sultan Sazlığı’nın fotoğraflarını gösteriyorum ve tabi ki o da âşık oluyor ve kesinlikle ben de gelmeliyim diyor. Olduk mu iki kız, kim tutar bizi?  Hal böyle olunca, bir araba kiralıyoruz ve uçak Kayseri’ye inince havaalanından arabamızı alıp düşüyoruz Sultan Sazlığı yollarına.

 
 

 

Yol merkezden 1,5-2 saat uzaklıkta. Buraya tek gelseydim, Yahyalı minibüslerine binmeyi düşünüyordum, çünkü araba kullanamıyorum. Ama minibüsle bu yol ne kadar sürer tahmin edemiyorum. Sanırım 2 saati aşabilir. 
Yol uzun ama değer. Yanıbaşınızda sizi koruyup kollarcasına duran Erciyes, tepenizde pamuk pamuk bulutlar, masmavi bir gökyüzü, etrafınızda yemyeşil çayırlar arasında geçen bir yolculuk…

 

 

   

Nihayet Sultan Sazlığı’nın içinde yer aldığı Ovaçiftlik Köyü’nün girişine geliyoruz. Galiba Yahyalı minibüsleriyle gelsem, minibüs beni burada bırakacaktı. Ama sazlık köyün sonunda olduğu için köyü de yürüyerek geçmem gerekecekti. Bu da 15-20 dakika alır sanki. O nedenle araba kiralayıp gitmek galiba en makulü.

Aksi takdirde dönüşte sazlığı gezmiş yorgun ayaklarınızla bir de bu yolu tekrar yürüyüp tekrar minibüs beklemek zorunda kalacaksınız. Yani komşum benimle gelip şoförlüğü üstlenmeseydi, ben öyle yapmak zorunda kalacak ve bu yolu böyle yürüyecekmişim. 

 

Bunları düşünürken köyün sonuna geliyoruz ve Sultan Sazlığı levhasını görüyoruz. Bir çocuk gibi heyecanlıyım. Ne zamandır hayalini kurduğum yerin nihayet önündeyim. 
Bizi kovboy şapkalı bir amca karşılıyor. Mesut Abi. “Hoş geldiniz” deyip sonradan kendilerine ait olduğunu öğrendiğim Sultan Pansiyon’un bahçesine davet ediyor. Onlara Sultan Sazlığı’nı çok beğendiğimi ve burayı yazmak istediğimi söylüyorum. Mesut Abi bize alanı üç farklı şekilde gezebileceğimizi söylüyor. 
 
Bunlardan ilki sandal turu.  Sandal turunda daha çok ördek ve küçük kuş türleri görebileceğimizi, belki su yılanı ve kaplumbağaya da rastlayabileceğimizi anlatıyor.

 

Sandal turu 2-3 saat sürüyor. Görülecek belli başlı kuşlar arasında ise bıyıklı kamışçın , bıyıklı baştankara, bataklık çintesi, küçük karabatak, kızıl boyunlu batağan, kara boyunlu batağan, ve dikkuyruk yer alıyor. Bıyıklı Baştankara da şöyle bir şeymiş meğer…  Google sağ olsun…

 

 Kızıl Boyunlu Batağan. Yolda görsem ördek derdim:) Fotoğraf google’dan…        

 

Kılavuzumuz Atalay Abi’nin objektifinden Dik Kuyruk…

Dediği kuşların hiçbirini bilmiyorum, çünkü ben manzara fotoğraflarına vurulup geldim. Buraya gelirken, önde belki bir iki flamingo olur, arkada Erciyes olur, etrafta sarı sazlıklar olur, ben de bol bol fotoğraf çekerim diye hayal etmiştim… 

Yani şöyle bir şey hayal etmiştim… Fotoğraf www.sultanbirding.com’dan…
Ama Mesut Abi’ye çaktırmamaya çalışıyorum. O bana ikinci turu anlatmaya başlıyor. İkinci tur, jeep turu. “Jeep turunda turna, flamingo ve yırtıcı kuşları görürsünüz diyor” Mesut Abi.  

 

Jeep turunda görülebilecek kuşlar arasında, bataklık kırlangıcı, flamingo, kaşıkçı, küçük akbaba, sarı başlı kuyruksallayan, ergüvani balıkçıl, ve sığır balıkçılı var. Bu sandal turundan çok daha kapsamlı bir tur ve 3 ila 5 saat arasında sürüyor.  Fotoğraftaki kuş turna… Google’dan aşırdım:)
 

Saydığı kuş türlerinden bir tek flamingoyu biliyorum. İçten içe seviniyorum. “Oh nihayet bildiğim bir kuştan bahsetti” diyorum.

Son tur ise Aladağ Turu. “Aladağ turunda kara iskete, urkekliği, taş bülbülü, alamecek, kar serçesi, taş kızılı gibi 20 ila 30 arasında  yüksek irtifa kuşlarını görebilirsiniz” diye devam ediyor Mesut Abi. Bu daha özel bir tur ve 4 ila 6 saat arasında sürüyor.
 
Açıkçası Aladağ turunu direkt eliyoruz, çünkü o tür kuşları gözlemleyecek teçhizatımız yok. (Sanki diğer kuşları gözlemleyecek teçhizatımız var da. Elimizde akıllı telefonlarla atlamış gelmişiz. Siz siz olun profesyonel fotoğraf makinesi almadan gelmeyin buraya. Çok şey kaçırır, çok üzülürsünüz.) 
 
Biz biraz manzara olsun biraz da kuş olsun istiyoruz. Yani ya sandal turu alacağız ya jeep turu. Ama buraya kadar gelmişken flamingo görmeden dönmek istemiyorum. Sonuçta Mesut Abi’nin saydığı onca kuş arasından bildiğim tek kuşu o.
 
“O halde jeep turu almalısınız,” diyor Mesut Abi.   Fiyatı soruyoruz. Biraz dudak uçuklatıyor. Sandal turu 300 TL, jeep turu 500 TL.
 
Neden? Çünkü buraya bilim insanları, yurt dışından araştırmacılar, kuş bilimciler, kuş fotoğrafçıları geliyor ve onlar burada saatlerce çekim yapıyor. Mesut Abi ve ekibi, teleskopları ve dürbünleri ile size kuş sürülerini gösteriyorlar. Yani ortada yoğun bir emek var. O yüzden turlar sıradan bir fotoğrafçı ya da gezgin için epey pahalı. 
Kılavuzumuz Atalay Abi…

 

Aklımız karışıyor. Çünkü ne yalan söyleyelim biz topu topu 20-30 TL bir giriş parası veririz,   içeriyi de kendi kendimize gezer, fotoğraflar döneriz diye düşünmüştük.

 
İçeride kendi başınıza gezebileceğiniz kısa bir yürüyüş yolu ve gözlem kulesi var, ama bunlar çok kısıtlı bir alanı kapsıyor. O alan içerisinde ise özel kuşlar görmeniz olası değil. İçeriye arabanızla girmeniz de mümkün değil.
Hayır, o kadar paramız olsa sorun değil de, bizim tüm gezide harcamayı düşündüğümüz toplam para o kadar. Üstelik arkadaş da ben de parasızları oynuyoruz. Cidden paramız yok ekstra harcama yapacak. Mesut Abi sağ olsun, ricamızı  kırmıyor, burayı yazmaya ve fotoğraflamaya geldiğimi de bildiği için bize uygun bir teklif yapıyor. 

Kılavuzumuz Atalay Abi bizi alıyor ve jeep turu yapmak üzere nihayet içeri giriyoruz. 

 

 

İçeri adım attığınız anda karşınızda bozkırın ortasında beyazlar giymiş bir melek gibi duran Erciyes, önünüzde sazlıklar ve sulak alanlar, kulaklarınızda binlerce kuş  ve kurbağanın tek bir ağızdan okurmuşçasına söylediği bir melodi ile başbaşa kalıyorsunuz. Burayı anlatmanın imkanı yok.

 

 Sultan Sazlığı’nda hem tatlı su hem tuzlu su içeren alanlar var. İçeride yıl içerisinde 301 ayrı türden 600 bin civarında kuş bulunuyor. O yüzden burası dünyanın en önemli kuş cennetlerinden biri.

 

Atalay Abi’nin anlattığına göre, kuşlar önce tatlı suda besleniyor, sonra üzerlerindeki bakterilerden kurtulmak için tuzlu su olan alanlara geçiyor.
 
 

 Sultan Sazlığı’nı fotoğraflamak için en güzel zamanlar ise gün doğumları ve gün batımları. “Burada harika yansıma fotoğrafları çekilir”, diyor Atalay Abi. “Aslında sabah gelseydiniz muhteşem bir yansıma vardı”, diye de ekliyor.

 İçimiz acıyor bunu duyunca, çünkü Erciyes’in o duru yüzünün, karşımızda uzanan bu uçsuz bucaksız sazlıklara ne güzel yansıyacağını hayal edebiliyorum. Bir dahaki gelişimize artık.
Hatta bir sonraki gelişe Mesut Abi’nin işlettiği pansiyonda en az iki gün kalalım diyoruz. Pansiyonun fiyatını soruyoruz, tek kişilik oda kahvaltı 80 TL, çift kişilik oda kahvaltı 120 TL. 

 

Ben açıkçası karların yavaş yavaş erimeye başlayıp kuşların da göçmeye başlayacağını düşünerek Nisan’a ayarladım bu turu. Atalay Abi, her sezon burada değişik kuşların bulunduğunu söylüyor. Ama en güzel mevsiminin de 15 Nisan-10 Haziran arası olduğunu ekliyor. Aklınızda bulunsun.

 
Sonra öğreniyoruz ki kışın da sazlıklar hasat ediliyormuş. Köylüler bu sazlıkları hasat edip yurtdışına gönderiyor, ve orada inşaat sektöründe yalıtım malzemesi olarak kullanılıyormuş.
“Sulak alanlar karlarla kaplıyken, sazlık hasadına da gelin” diyor Atalay Abi bize. Düşünüyoruz, neden olmasın. Eminim Sultan Sazlığı kışın da muhteşem olur.
 

 

 Atalay Abi, yol boyunca bize kuşları göstermek için değişik yerlerde durup mola veriyor. O teleskopu indirip ayarlamaya çalışırken, ben etrafa bakıyorum. “Burada hiçbir şey yok ki” diye düşünüyorum. Sadece sulak alan var ama ortada kuş muş görmüyorum.

 


Sonra Atalay Abi teleskobu ayarlayıp,  “hazır” diyor. O minicik daireye gözümüzü koyduğumuzda, birden karşımızda poposu yukarıda, başı gölde, kuyruğunu sağa sola sallayan bir kaşık gaga beliriveriyor, ya da yavrularıyla sazlıkta salım salım salınan bir flamingo sürüsü. Hemen yanlarında pembe narin bacaklarıyla süzüm süzüm süzülen uzun bacaklar.

   

 “Ay Allahımmm” diye bir çığlık atıyorum. Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında uzaklardaki dingin bir gölde bir anda bu manzarayı görseniz siz de bir çığlık atmaz mısınız sevinçten? 

Bir daha belki de hiç göremeyeceğim bir manzara karşımda.Ha çekebildim mi, tabi ki hayır. Iphone’u teleskoba dayayarak ancak yukarıdaki kareyi yakalayabildik.

 

 Atalay Abi, gri flamingoları gösteriyor. “Bunlar yavru,” diyor. Meğer flamingolar doğduklarında aslında griler, zamanla yedikleri bir bakteri yüzünden tüylerinin rengi açık pembeden koyu pembeye dönüşüyor. Hayatımda ilk kez gri flamingo görüyorum.

Buraya akıllı telefonla gelmek tam bir akılsızlık olmuş. Kuşları fotoğraflamak için şu ileride gördüğünüz alana biraz yaklaşmaya çalıştığımda ise çamurlara saplanıyorum ve çamurlar ayaklarımı bir bataklık gibi içine çekiyor. Teleskop, dürbün, profesyonel makine şart. Ya da yağmur çizmesi gibi bir şey ile gelmeli de bata çıka da olsa yaklaşabilmeli kuşlara. Tabi bu kez de onları ürkütüp kaçırma tehlikesi var.

Bu arada ayakkabılar pert tabi…

 

 

 

Karşılaştığım manzaraların güzelliğini size hiçbir kelimeyle anlatamam. O minicik dairenin içinde bir anda beliriveren o kuşların bende yarattığı heyecanı, kalbimin çırpıntılarını burada ne kadar anlatsam aynısını size yaşatamam.  Bu ancak sizin kendiniz gidip görürseniz anlayabileceğiniz, hissedebileceğiniz bir his. 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gezi 3 saatten fazla sürüyor. Ağzımız kulaklarımızda hiç ayrılmak istemezcesine dönüyoruz. Erciyes hâlâ bembeyaz, hâlâ dupduru veda ediyor bize. Sazlıklardan kanatlanan kuşların kanat çırpışları, birbirine kur yapan kuşların flörtöz sesleri eşliğinde dönüş yoluna geçiyoruz.  Bekle bizi Sultan Sazlığı, yine yeniden defalarca geleceğiz.

 


 

 

Onuncu Köy Yolcusu

9 Comments

Leave a Comment