Tayland

Tayland Falcıları

thai-fortuneteller

Tayland’a gittiyseniz, yapmadan dönmemeniz gereken şeylerin başında size herkes bir şeyler sıralar. Bu listelerin içinde genellikle yüzen pazar, görülmesi gereken sahiller, tapınaklar yer alır. Ben bugün size bambaşka bir şey önereceğim. Tayland’a giderseniz fal baktırmadan dönmeyin.

İLK FAL

Phuket’e yeni gelmiş,  şezlonglara yeni yayılmıştık ki, ileride sarıklı bir Hintli amcanın bize doğru geldiğini gördük. Yüzüne bakınca sizi bir güzel kazıklayacağını anlayacağınız ama yine de kazıklanmasına izin vereceğiniz tiplerdendi.



Yaklaştı. Bir kağıda bir şeyler karalayıp, kağıdı katlayıp buruşturup düğme kadar yapıp bana uzattı.

“Bu kağıdı şimdi size vereceğim. Sonra size üç soru soracağım. Eğer verdiğiniz cevapları önceden bilip bu kağıda yazmışsam size fal bakacağım.”

Söylediği ücret şu an tam aklımda değil ama 5-10 Dolar bile değildi. Düşündüm. Neden olmasın? Cevapları önceden bilip kağıda yazacak kadar iyiyse, helali hoş olsun deyip kabul ettim.  

Bana yaşımı ve kaç kız kaç erkek kardeşim olduğunu sordu. Söyledim.

“Kağıdı aç şimdi” dedi.

Elimde tuttuğum kağıdı açtım. Biraz önce adama söylediğim yanıtlar kağıtta duruyordu.

Nasıl olur diye düşünmeye başladık. Yaşı tahmin etmesi kolaydır da kaç kız, kaç erkek kardeşim olduğunu nasıl bildi? Kağıdı bize bu soruları sormadan önce vermişti. Soruları sorarken kağıt hep benim elimdeydi. Kağıdı da ben açtım. Yani kağıdı değiştirmesine falan imkan yoktu. Ki sonradan öğrendiğime göre pek çok Hintli falcının yöntemi bu imiş. Bir şekilde kağıdı masaya koydurup, oradan alıp değiştirebiliyorlarmış. Ama kağıt hep bizdeydi dediğim gibi.

Neyse Hintli amcamız başladı anlatmaya. Önce çocukluktan başladı.  Ama öyle ortalama bir falcının ortalama bir insanın hayatında olabilecekleri tahmin ederek söylediği türden şeyler değildi. Başka bir insanın yaşayamayacağı ve yalnızca benim bilebileceğim şeyleri anlattı bana.

Misal küçükken çok ağır ve travmatik bir kaza geçirdim ben. Ama bunu arkadaşlarım bile bilmez, ben de kimseye anlatmaktan hoşlanmam. Hatta bilinçaltımın öyle derinlerine saklamışımdır ki, o kazayı yaşadığımı bile ara sıra unuturum. Ama bu adam o kazayı bildi. Ve bu kazanın aslında neleri nasıl etkilediğini bana tek tek anlattı. Günün birinde Tayland’daki bir şezlongda aydınlanacağım aklıma gelmezdi ama o an bir aydınlanma yaşadım. Hani “Ya ben niye böyleyim niye böyle davranıyorum” der, bir türlü anlamlandıramazsınız bazı haliyeti ruhiyenizi ya? İşte o an bu Hintli amca sayesinde bütün parçalar bir bir yerine şıp diye oturuverdi, bir yapboz tamamlanıverdi.

Sonra karakterden bahsetti. Ya benim suratım her şeyimi ele veriyor ya da bu adam bir insan sarrafı bilemiyorum. Tek tek beni anlattı bana. Herkese her şeyini çok anlatıyorsun, anlatma dedi. Yıl 2016, hâlâ herkese her şeyimi çok anlatıyorum galiba:)) hatta bu blogu da açtım ya, üstüne tüy diktim sanırım:)))

İkinci aşamaya geldi sıra. Adam yine kağıda bir şeyler yazdı, buruşturdu ve elime tutuşturdu. Bu kez en sevdiğim çiçek ve uğurlu sayımı sordu. “Gül” ve “7” dedim. 

Kağıdı aç dedi. Açtım. İçinde gül ve 7 yazıyordu. (Herkesin uğurlu sayısı yedidir ve herkesin sevdiği çiçek güldür diyeceksiniz biliyorum, bekleyin.)

Tabi ikinci aşamada fiyat biraz daha artıyor, çünkü bu aşamada gelecekten bahsetmeye başlıyor. 

Bana çok seyahat edeceğimi söylüyor. Kendisiyle Tayland’da karşılaştığıma göre, “e yani” demek istiyorum. Ama o devam ediyor.

“Senin kaderin yurtdışında, sen kendi ülkende yaşamayacaksın” diyor. “Ülkenden başka bir ülkede yaşayacaksın.” 

Lakin neresi söylemiyor, ama söylediğine göre 85 yaşında uykumda ölecekmişim. O da fena değil.

Sonra bu kez bana kağıt verip, “İleride benim görmeyeceğim bir şezlonga git ve dileklerini yaz, kağıdı buruştur, elinde tut” diyor. “Dileklerinin ne olduğunu bilirsem, sana bu dileklerin gerçekleşmesi için dua edeceğim.”

Tabi bu daha yüksek bir ücret. 

“Ama sen akıl okuyorsun, zaten bu yazdıklarımı da bileceksin” diyorum. O gülüyor ve diğer arkadaşıma fal bakmaya başlıyor.

İlk dileğim tabi ki o… O unutmadığım aşk… Onu düşünmeyeyim diye bloglar açtığım, fotoğraf manyağı olduğum, kendimi türlü meşgalelere verdiğim zatı şahane…

Adını yazıyorum ve ilk dileğimin onunla evlenmek olduğunu söylüyorum. Sonra iki dilek daha yazıyorum. Kağıdı buruşturup avucumda saklıyorum. Sonra şezlonga geri dönüyorum.

Döndüğümde fal baktıran arkadaşımı beti benzi atmış görüyorum. 

“N’oldu” diyorum.

“Ben bu adama başka fal baktırmam. Çok korktum, büyücü müdür nedir” diyor.

Meğer benim uyanık arkadaş, adamı kafalamak mı istediğinden, ne olacağını görmek mi istediğinden, kağıdı açıp adamın ne yazdığına çaktırmadan bakıyor. Adam onun da en sevdiği çiçek için “gül” yazmış. Gerçekten de sevdiği çiçek gül bu arada. Ama adama orkide diyor. Sırf ne olacağını görmek için. Kağıdı açtığında, kağıtta artık gül yazmadığını görüyor. Az önce gül yazan kağıtta, artık orkide yazıyor. Arkadaşta bet beniz gidiyor tabi.

Oysa bu bana evrensel bir işaret, meleklerin müdahalesi gibi geliyor. Vay arkadaş diyorum. Bunu yapabiliyorsa, etsin bir dua benim için de… 

Adam istediği ücreti söylüyor. Ve tam da cüzdanımda olan para bu. Ne eksik ne fazla. Sanki cüzdanımda kaç para olduğunu görüyor. 

Ben ise bunu yapabilen bir adamın daha neler yapabileceğini görmek istiyorum.

Parayı veriyorum. Bana dileklerimin neler olduğunu tek tek yazmaya başlıyor.

İlk dileğimi yazıyor. Onun adını. Onun adını birebir yazıyor. Nasıl bilebilir? 

Duruyor sonra. Sen bu adama çok âşıksın diyor. 

E haliyle, Tayland’daki bir falcıya bütün paramı verip ilk dileğime yazdığıma göre diyorum.

“Ben senin kavuşman için dua edeceğim ve bu adam sana geri gelecek ve siz evleneceksiniz” diyor.

“Hadi bakalım” diyorum. O kadar para verince, “Ne yapsan sana dönmez” diyecek hali yok tabi:)

Sonra diğer dileklerimi sayıyor. Hepsini yine tek tek biliyor ve olacaklarını söylüyor.

Böylece fal bitiyor. O yanımızdan uzaklaşırken, ilerideki şezlonglardan bir Yunan yanımıza geliyor.

“Siz de baktırdınız değil mi? Nasıl bilebilir? Bana hiç kimsenin bilemeyeceği şeyler söyledi, çok şaşkınım” diyor. O adamcağızın da beti benzi gidik.

“Ah, bir de bana sor, bir de bana sor” diyorum.

Ertesi gün hâlâ olayın etkisi altındayım. Adam gerçekten dua edecek mi? Tabi ki etmeyecek, ne işi olur, aldı parayı gitti diyor bir yanım. Ama bir yandan da nasıl bilebilir, her şeyi bildiyse, söyledikleri çıkacak olabilir mi diyorum. Sonra diğer yarım başlıyor beni paylamaya “Kızım Boğaziçili kızsın, akıllı mantıklı bir insansın, tamam eğlendin bitti, kendine gel” deyip beni ıslak tuvalet terliği ile dövmek istiyor.

İKİNCİ FAL

Akşama doğru bu kez yolda başka bir falcı görüyoruz. Bir önceki günkü adamın yalancı olduğunu kendime kanıtlamak istercesine oturuyorum yanı başına falcının. Bu adamcağız da 55-60 yaşlarında bir Tay amca. El falı ve numeroloji bakıyor. Ücret de diğer falcınınki gibi fahiş değil ve standart. 10 Baht. 

Fotoğraftaki benim uyanık arkadaş. Hani şu kağıdı açıp bakan 🙂


Başlıyor anlatmaya. Yine kimim neyim nasıl biriyim onları anlatıyor. Önceki evliliğimi, neden bittiğini, işimi gücümü, çocukluğumu… Hepsi doğru.

Sonra duruyor. “Hmmm, senin kaderinde yurt dışı var. Sen kendi ülkende yaşamayacaksın” diyor.

Haydaaa diyorum içimden. Yine mi? 

Sonra en şanslı yılların 2016’dan sonra başlayacak diyor. Hakikaten daha bir şans göremedim. İtinayla 2017’yi bekliyorum. 

Evleneceğim yaşı söylüyor. Sonra duruyor.

“Sen James Bond ile evleneceksin.”

Kalıyorum. 

James Bond benim o unutamadığım aşkıma taktığım isim. Onunla konuşurken ya da onun hakkında konuşurken o hep benim için Mr. Bond ya da James Bond ya da 007. 

Nasıl bilebilir?

Tabi falda daha sonra ne dediklerinin önemi yok. Beni orada kaybetti.

Yanından ayrılırken aklımda iki gün üst üste ayrı kişilerin baktığı falı düşünüyorum. İki birbirini tanımayan falcı, beni ilk kez gören iki falcı, nasıl olup birebir aynı şeyleri söyler anlamlandıramıyorum.

Sonra bu mistik topraklarda mistik güçler olabilir diyorum kendi kendime… Belki de gerçekten biliyorlardır… Belki de yalnızca akıl okumuşlardır… 

Bir belki hep var ortada… Bir belki hep varsa, dedikleri de belki gerçek olur… Bir belki hep varsa, umut da hep vardır… 

Fala inanmayın falsız da kalmayın derler… Tayland’a yine gitsem, yine o Hintli amca ile karşılaşsam, sanırım yine o paraları bayılırdım… O Thai amcayı yine görsem, yine oturur onu dinlerdim…Galiba falı bu kadar ilginç kılan, gerçek olup olmaması değil, daha güzel bir geleceğin hayalini bize kurdurması… Şu andan daha iyi, daha mutlu olduğumuz bir gelecek için bize umut vermesi… Onlar birer umut taciri ama umutla başlıyor bütün hayaller ve hayalle başlıyor bütün gerçekler… 

 

(2018 editi: iki falcının dedikleri de henüz tutmadı:)

Onuncu Köy Yolcusu

4 Comments

  • Süper bir deneyim olmuş 🙂 Ben de Chiang Mai'de sokakta dünya tatlısı bir amcaya tarot baktırmıştım. İkizlerim olacağını söyledi. 🙂

  • Gerçi sene 2016 hâlâ bekliyoruz benim James Bond gelsin diye:)) Ama yine de çok ilginç iki deneyimdi. Umudum senin ikizlerde. Olursa, benimkilerin de gerçekleşme ihtimali var demektir:)

  • Ben de Hindistanda böyle bir fal baktırmıştım. 35 yaşımda dünyaca ünlü biri olacağımı söylemişti bana 😀 HAHA dedim 35 yaşımdan sonra ne yapacağım ünü şöhreti . Bekle ve gör dedi , bekliyoruz bakalım 🙂

    İnsanı gerçekten korkutacak derecede mistik bu doğulu falcılar

Leave a Comment