AvrupaGenelSlovenya

TURİSTİK OLMAYAN SLOVENYA REHBERİ

Slovenya’ya gideli,  Slovenya’da yaşayalı ve Slovenya’dan döneli tam 9 sene olmuş. Zaman ne hızlı akıp geçiyor. Benim Slovenya hikayem biraz enteresan. Hayat beni hiç beklemediğim bir anda, hiç beklemediğim bir şekilde Slovenya’nın ufacık tefecik bir kasabasına sürükledi. O günlerde Slovenya’yı haritada bul deseler bulamazdım bile. Tavuk şekilli bu garip ülkede kaldığım bir sene boyunca pek çok yerini keşfettim.

Ben bu yazıda hem sizlerle 9 yıl sonra Slovenya’dan aklımda kalan yerleri paylaşacak hem de size rota alternatifleri ve Slovenya’ya dair gezi ipuçları sunacağım. Slovenya’ya gidecekseniz, ilk başta Ljubljana’yı, sonra Bled’i, sonra Bohinj’i kesin planlamanıza dahil ettiğinizi varsayarak yazdım bu yazıyı. Onlar bu yazının konusu değil. İlk kez gidecekseniz, önce Klasik Slovenya rehberimi okumanızı tavsiye ederim.

Bu yazıda, Slovenya’da yaşamış biri olarak, benim en çok özlediğim şeyleri ve belki de bu zamana kadar hiçbir Slovenya rehberinde karşınıza çıkmamış yerleri bulacaksanız. İyi okumalar dilerim.

SLOVENYA’DA EN ÖZLEDİĞİM YERLER

PİRAN

Slovenya’ya özgü en özlediğim yerlerden biri kesinlikle Piran. Slovenya’ya eğer ilk kez gidecekseniz, sizi yemyeşil bir ülke karşılayacağını şimdiden belirteyim. Hele ki artık ağaca hasret kaldığımız İstanbul’dan Slovenya’ya gittiyseniz, kendinizi cennete düşmüş gibi hissedebilirsiniz. Havaalanından çıktığınız andan itibaren sizi alabildiğine orman, alabildiğine ağaç, karşılar. Yeşilin her türlü tonunu kucaklamış bu dağlık arazilere, adeta gelişigüzel serpiştirilmiş gibi duran, iki üç katlı, balkonu çiçeklerle süslü evler görürsünüz. (Oysa oralara ne güzel site dikilirdi. O yamaçları da boş boş tutuyorlar. İnsan iki AVM yapar.).

Eğer Slovenya’ya üç dört günlüğüne gidecekseniz, bu yeşillik, bu doğa sizi mest edecektir. Ama  burada sürekli yaşadığınızda işler değişir. Çünkü insanoğlu dediğin azıcık nankördür. İlk birkaç ay bu orman, dağ, bayır, börtü böcek insanı tazeler ve çok güzel gelir, ama siz de benim gibi deniz insanı iseniz o dağ bayır adamı bir süre basmaya başlar. Ben kendimin yalancısıyım.

Diyeceğim odur ki, hayatı boyunca denize nazır illerde yaşamış bir insan olarak, hiç dağ tepe insanı olmadığımdan, benim yaşadığım şehirde mutlaka denizi görmem gerek. O denizi pencereden göremesem bile, bir saat içinde denize ulaşabileceğimi bilmem gerek. (Öyle de bir manyağım.) Ondan tevekkeli ben Piran’a vuruldum. Niye? Denizi var:)

Valla sırf denizi olduğundan mı bana güzel geldi, yoksa hakikaten çok güzel olduğundan mı bilmiyorum Piran benim unutulmazlarım arasında baş köşede yerini aldı. Ama sonra gittik, biz beğenmedik diye bana çemkirmeyin. 9 yıl önceki ruh halimle yazıyorum:)

Peki ben Piran’ı niye sevdim?

Piran, Slovenya’nın geri kalanından çok farklıdır. Slovenya’nın İtalyan yüzüdür. (Belki de ben Slovenya’yı değil, İtalya’yı özlüyorumdur da farkında değilimdir.) Slovenya’nın gerisi ne kadar yeşilse, Piran o kadar rengarenk ve bir o kadar da mavidir. Slovenya’nın gerisinde bulabileceğiniz denize en yakın şey, şehrin içinden geçen nehir ya da spalardır. Piran’da denize şehrin meydanından cup diye dalabilirsiniz, sonra da kendinizi kıyıdaki restoranlara ve kafelere atabilirsiniz.  Kendinizi daracık sokaklarda, rengarenk evler arasında kaybedebilirsiniz.

Slovenya’nın gerisinde hayat fazla sakin, dingin gelir bazen. Piran’da hayat yine dingindir, ama insanlarda denizin verdiği bir coşku, bir kıpırtı vardır. Daha tatil beldesi havasındadır.

Slovenya’nın geri kalan yerleri köy tadındadır. Piran ise bir İtalyan şehri gibidir. Epey dik yokuşları olan bir şehir. Biz Piran’da arkadaşımızın şehre tepeden bakan evinde kalmıştık. Arabayı eve park edip, önce şehre tepeden bakan kaleye, oradan da meydana yürüye yürüye inmiştik. O yokuşları çıkması eziyet, ama inmesi kesinlikle çok keyifliydi. Şehir meydanına inene kadar daracık renkli sokaklarda, ağaç dallarından süzülen güneş ışığı altında yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Ki ben mercimek bellek bir insan olduğum için çok az şey hatırlarım. Demek ki epey keyif almışım.

ROTA TAVSİYESİ:

Ljubljana, Bled ve Bohinj’i gördüyseniz, Postojna, Koper, Piran-Portoroz şeklinde bir rota oluşturabilirsiniz. Slovenya’da toplu taşıma genelde kötüdür. Biz hep arabayla ulaşım sağladığımız için size de araba kiralamanızı ve bu rotayı arabayla yapmanızı öneririm. Ama toplu taşıma kullanacaksanız Ljubljana’dan trenle veya otobüsle Postojna’ya gelip, Slovenya’nın ünlü Postojna Mağarası’nı ve Predjama Kalesi’ni görebilir, oradan  trenle Koper’e geçip, Koper’den otobüsle Piran’a geçebilirsiniz.

Postojna’dan Piran’a da otobüs var, ama daha az sanırım. Otobüs saatleri için şu siteye göz atabilirsiniz: https://www.ap-ljubljana.si/en/#

Piran’da vaktiniz varsa 3 km uzaktaki Portoroz’a da uğrayabilirsiniz. Piran ne kadar mütevazi ise Portoroz o kadar kokoştur. Piran ne kadar tarih kokuyorsa, Portoroz o kadar moderndir. Ruhları apayrıdır. Ama benim tercihim hep Piran’dır. Piran’dan tekrar Ljubljana’ya otobüsle dönebilirsiniz.

LOGARSKA DOLINA VE RINKA ŞELALESİ

Logarska Dolina’ya geçmeden önce Slovenya, Slovenya’da sosyal yaşam ve Slovenler hakkında genel bir bilgi vereyim. Slovenya’da küçük bir kasabada yaşıyorsanız, hafta sonları en büyük sosyal aktiviteniz, sabah erkenden kalkıp kendinizi dağa bayıra vurmaktır. İstanbullu bir Türk olarak, Slovenya’da kahvaltıya gidebileceğim bir Boğaz bulamadığımdan, ben de hafta sonları erkenden kalkıp bu yürüyüş yapanlar kervanına katılırdım. Slovenler, birkaç gün önceden aile ya arkadaşlar arasında kendilerine doğası güzel bir tepe seçerler (o piti piti yapmak yeterli güzel bir tepe seçmek için), hafta sonu sabah erkenden kalkıp buluşup, yürüyerek o tepenin zirvesine çıkarlar. En azından benim etrafımda olaylar bu şekilde gelişiyordu. (9 senede DNA kodları değişmediyse, fazla da bir değişiklik olduğunu sanmam.)

Zirveye çıkınca en büyük keyif bira ve haşlanmış yumurta ikilisidir. Gerçi bir Türk kızı olarak o kadar yürümüşüm, dağ tepe tırmanmışım, iki haşlanmış yumurtaya kanamazdım. O yüzden benim genelde tercihim Apple Strudel ve bitki çaylarından yana oluyordu:) (Haşlanmış yumurta ve bira ne ya? Ey Slovenler, sarsılın ve kendinize gelin.)

İşte Slovenya’da doğa ile iç içe olacağınız en güzel yerler, Yukarı Savinja Vadisi’nde yer alır. Adını Savinja nehrinden alan bu bölge, üç ünlü vadiden oluşur: Logarska Dolina , Robanov Kot ve Matkov Kot.

LOGARSKA DOLINA

Logarska Dolina, Logar Vadisi demek. Ljubljana’dan arabayla yaklaşık 1,5 saatlik uzaklıkta olan Logarska Dolina bence Slovenya’nın en güzel vadisi. Dağlar arasında uçsuz bucak uzanan yeşillikler içinde nutkunuz tutulmuş kalakalırsınız.

Biz Logar Vadisi’nde biraz yürüyüş yapıp vadinin sonundaki Rinka Şelalesi’ne gitmiştik. Ne yalan söyleyeyim, gelmeden  önce çok methini duyduğum Rinka Şelalesi’ni ilk gördüğümde pek de matah bulmamıştım. Ama şelalenin bulunduğu ortam, ve Logar Vadisi’nin  kendisi o kadar huzur dolu, o kadar bambaşka ki 9 yıldır aklımdan çıkmadı. Doğadan başka bir atraksiyonu var mı derseniz, yok. Sadece doğa ve huzur var. Başka bir olay arıyorsanız size göre olmayabilir, ama trekkingdir, hikingdir, efenim dağ tepe tırmanmaktır, manzara fotoğrafı çekmektir, bu tür ilgi alanlarınız varsa, gidince bayılacaksınız.

ROTA TAVSİYESİ:

Ljubljana’dan önce Kamnik’e, oradan Velika Planina’ya oradan Logar Vadisi’ne geçebilirsiniz. Logar’dan da arabayla 10 dk uzaklıkta olan Robanov Kot’a uğrayabilirsiniz. Yalnız bu rotayı bir günde yapmanız zordur. Belki bir gün Kamnik-Velika, diğer gün Logar-Robanov şeklinde bir rota yapmak daha makul olabilir. Çünkü bu yerlerin her biri, hiç değilse yarım günü tek başlarına hak ediyor.

Ben Kamnik ve Velika’ya gitmedim, ama bir sonraki gidişimde bu şekilde bu rota düşünüyorum.  Otobüs seferlerine şu siteden bakabilirsiniz: https://www.ap-ljubljana.si/en/#

ROBANOV KOT

Robanov Kot’un bende yeri çok ayrı, benim için özel bir anlamı olan bir yer. Niye diye sormayacağınızı bildiğim için hemen orada ne var ona geçiyorum:) Özünde Logarska Dolina’ya epey benziyor.  Ama biraz daha romantik hali gibi düşünün. Yemyeşil alabildiğine uzanan ovalar, görkemli dağlar, rüstik turist restoranı, salıncaklar (salıncak diyorum), inekler, yalınayak otlar arasında yürüyebilme özgürlüğü… Daha ne olsun?

Logarska Dolina’ya gitmeye karar verirseniz, Robanov Kot da 10 dk mesafede olduğu için buraya da uğrayabilirsiniz. Hatta mutlaka uğrayın. Buradaki Govc Vrsnik Tourist Farm’ın  ( https://www.govc-vrsnik.com/en/) yemeklerini de ayrıca tavsiye ederim. Biz orada epey kalabalık bir grupla güzel bir yemek yemiştik. Burada konaklamanız da mümkün. 2018 fiyatları 32 Euro civarında görünüyor.

MARİBOR

Genelde Slovenya denilince insanların ilk aklına gelen Ljubljana ardından Bled gölü, belki Bohinj Gölü’dür. Diğer şehirleri ise genelde es geçilir. Bunun temel nedeni, toplu taşımadaki zorluklar diye düşünüyorum. Benim Piran’dan sonra en sevdiğim Slovenya şehri kesinlikle Maribor. Biraz bizim Nişantaşı’nı andıran bir şehir burası. Slovenya’da genelde restoranlar rüstiktir, dekorasyonlar 80 öncesinden kalmış gibidir, ve hayli otantiktir. Yemekler de genelde gelenekseldir. Maribor’da ise daha şık restoranlar, daha şık mağazalar ve daha iyi eğlence yerleri ile doludur. Aradan 9 sene geçtiği için biz hangi restoranlara ya da barlara giderdik şu an hatırlamıyorum, ama şehrin genelini çok beğendiğimi söyleyebilirim.

GRAD KALESİ, GORÎCKO

Biz buraya Cadılar Bayramı şenlikleri için gitmiştik. Kaleye epey dik bir tepeyi tırmanarak ulaşmıştık. Elini sallasan bir kaleye çarptığın Slovenya’da kalenin kendisinden çok, Cadılar Bayramı şenliği hoşuma gitmişti. Öyle bir şenlik düşünün ki etrafınızda cadılar, şövalyeler, büyücüler cirit atıyor. Sihirbazlık gösterileri, dans gösterileri yapılıyor, harika müzikler çalınıyor. Herkes birbirinden değişik kostümlere bürünmüş, müzik, dans içe içe geçmiş ve etrafınızı saran standlarda birbirinden değişik yemekler, hediyelik eşyalar, likörler satılıyor.

Cadılar Bayramı şenliği  her sene ekim ayının son Cumartesi günü gerçekleşiyor. Bu tarihlerde Slovenya’da olursanız Grad Kalesi’nde düzenlenen bu şenliğe mutlaka uğramanızı tavsiye ederim. Gerçekten çok keyifli. Ama sıkı giyinin çünkü şenlik geç saatlere kadar sürdüğünden ve kale epey yüksekte olduğundan hayli soğuk olabiliyor.

Bu arada Grad Kalesi’nin 365’ten fazla odası varmış. Düşünsenize kale sizin olsa, bir sene boyunca her gün farklı bir odada kalabilirdiniz:)

Kalenin tarihini araştırırken bana çok ilginç gelen bir başka özelliğini de keşfettim. Kalenin bahçesindeki beş noktadan şifa enerjisi yayıldığı tespit edilmiş (nasıl kim ne zaman tespit etmiş bilmiyorum) ve buralar enerji noktaları olarak belirlenmiş. Ben gittiğimde bunu bilmediğimden, ikinci kez bu kaleye gitmek şart oldu.  Sırf bu yüzden bile gidilir.

ROTA TAVSİYESİ:

Ljubljana – Celje- Maribor- Grad şeklinde bir rota izleyebilirsiniz.

MOZIRSKI GAJ BOTANİK PARKI

Burası benim Slovenya’ya ayak bastıktan sonra gittiğim ikinci yer. Beni gezdirenler muhtemelen yol üzerinde olduğu için götürmüştü, kendim tercih etmemiştim ama iyi ki gitmişim dediğim yerlerden biri oldu.

Çiçekleri seviyorsanız, çiçeğe doyacağınız bir yer.  Sanırım hayatımda hiç bu kadar çok çiçeği ve bitkiyi bir arada bu kadar güzel organize edilmiş halde görmemiştim. Burası aynı zamanda Guiness Rekorlar kitabına dünyanın en eski asması olan girmiş 400 yıllık bir asmanın da filizine ev sahipliği yapıyor.

Mozirski Gaj’in içerisinde yalnızca çiçekler yok. Burayı Slovenya’nın tarihine de ışık tutan bir açık hava müzesi gibi de düşünebilirsiniz. Mozirje bölgesindeki en eski ev de dahil olmak üzere Slovenya’daki değişik ev türlerini ve ambarları görebilir, Slovenya’nın ünlü likörlerini tadabilir, hediyelik eşya satan dükkanları gezebilir ve rüstik restoranlarda yemek yiyebilirsiniz.

Ama içinde çok muhteşem bir atraksiyon beklemeyin. Doğadır, çiçektir, böcektir, güzel bir ortam seviyorsanız ya da rotanız üzerindeyse tercih edin. Yoksa Ljubljana’dan sırf burayı görmeye gelinir mi bilmiyorum. Alternatif bir yer arayışındaysanız tercih edebilirsiniz. Gidecekseniz tabi çiçeklerin açtığı bir dönemde gidin. Aksi halde sıkıcı bir yer olabilir sizin için.

Bu arada ufak bir bilgi notu: Slovenya’ya giderseniz en dikkatini çekecek şeylerden biri de evlerin hatta ambarların bile iki katlı olması ve balkonlarının çiçeklerle süslü olmasıdır. Ambarların ya da evlerin birkaç katlı olması, o evin/ambarın sahibinin zenginliğini, balkonların çiçek süslü olması ise, o evin/ambarın sahibinin temiz düzenli insanlar olduğuna işaret edermiş.

Mozirski Gaj hakkında daha ayrıntılı bilgi için tıklayın. (http://www.mozirskigaj.com/en/)

YOLCU ÖNERİSİ:

Slovenya’ya gitmişken ballı ve yaban mersinli (Borovničevec) likörlerini mutlaka denemelisiniz. Ben orada kaldığım sürece genelde bu ikisini içtim. Henüz tatmadığım, ama bir dahaki gidişimde denemek istediğim likörler arasında ise fındık likörü Orehovec, armutlu brendi Viljamovka (bizde armut rakısı da diye de geçiyor), erik likörü Slivovka, ve meyve likörü Sadjevec var.

TERME 300 SPA

Burası Slovenya’nın en ünlü spalarından biri. Tüm gününüzü alacak kadar güzel. Buz gibi havada bile sıcacık kaplıca suları ile dolu havuzda açık havada yüzebilir, kendinizi birbirinden farklı havuzlara veya şifalı sulara atabilirsiniz. Özellikle kışın geldiyseniz ve vaktiniz varsa, burayı kesinlikle öneriyorum.

Ama burası haricinde ormanın içinde daha butik spa’lar da var.  Bizim evimize yakın olduğu için en çok gittiğimiz Hiša Sonca Luče’ydi. Yemyeşil bir ormanın  içinde rüstik bir köy evi gibi görünen bu spalarda, sauna, jakuzi ve havuz keyfi yaşayabilirsiniz.

GORA OLJKA

 

Yine dağ tepe tırmanmak üzere sözleştiğimiz bir günde de beni buraya götürmüşlerdi. Bir tepenin üzerinde sarı bir kilise diye özetlenebilecek Gora Oljka, gayet yeni görünmesine rağmen 17lü yıllarda yapılmış 1800’lerde restore edilmiş. Tepeye bir saatlik bir yürüyüş sonrasında ulaşmış, manzaranın ve tatlıların tadını çıkarıp sonra tekrar yürüyerek geri dönmüştük. Hey gidi günler. Ben buraya tekrar gitmek isterdim ama size buraya da kesin gidin, şöyle müthiştir demiyorum. Yolunuz üzerindeyse, doğada güzel bir yürüyüş yapayım ve sonra manzaranın tadını çıkarayım, yerel insanlarla tanışayım derseniz, bir uğrayabilirsiniz.

SLOVENYA’DA ÖZLEDİĞİM TATLAR

TROJANE DONUTLARI

Gönül isterdi ki size Slovenya’dan en çok Ljubljana’nın kuytu bir sokağında keşfettiğim şirin bir kafeyi, Bled Gölü’nün eşsiz manzarasına bakan bir gostilna’yı, Piran’da bir restoranı özlemiş olaydım. Ama yok. Slovenya denince benim en özlediğim, hatta itiraf edeyim bazen uykudan uyanınca bile canımın çektiği bir numaralı şey Trojane Donutları. Arkadaşlar olur da yolunuz Slovenya’ya düşerse ve altınızda bir araba varsa, ne yapın edin burada donut yiyin. Trojane Restoranları Ljubljana-Maribor yolu üzerinde yer alıyor.  Websitelerini şuraya bırakıyorum. http://www.gp-trojane.si/indexen.php

POTICA

Slovenya’nın mutfağı pek meşhur değildir. Hele bir vejetaryenseniz Slovenya’da işiniz epey zor denilebilir. Tatlılarının da büyük kısmı benim damak tadıma pek hitap etmez. Ama Slovenya’da en çok ne yedin deseler, kesinlikle Potica derdim. Bulabildiğim her yerde yedim. Öyle böyle yemedim. Hunharca tükettim.  Yetmedi, Slovenya’ya kim gitse, kendisine potica sipariş ettim. Gelene kadar biraz bayatlıyordu, ama oldundu, yine de çaya bandıra bandıra yedim:)

Potica üzümlü ya da cevizli bir kek diye düşünülebilir. Slovenya’ya özgü bu kekin ahım şahım bir tarafı yok ve ben bu vasat keki niye bu kadar çok seviyorum bilmiyorum. Denerseniz ve beğenmezseniz, en azından size geleneksel bir lezzet tattırdığımı düşünün. Ya da beğenmeseniz bile bir paket alın bana getirin.

Bu yazıyı ara ara aklıma yeni yerler geldikçe güncelleyeceğim. Piran’da ve diğer yerlerde size nerede ne yapılırı da vermek isterdim, ama üzerinden 9 sene geçince, artık zorJ Yine de umarım burada yazdıklarından bazıları işinize yarar.

 

 

 

 

 

Onuncu Köy Yolcusu

4 Comments

  • Merhaba, yıllardır Bled’i görmeyi isteyen ancak sadece de Bled için bir ülkeye gidilir mi diyen benim için çok heveslendirici bir yazı olmuş, teşekkür ederim.

    İngilizce konusunda halkın seviyesi nedir acaba ? Örneği bahsettiğiniz bu yerlerde İngilizce ile anlaşmak mümkün müdür ? Sorun yaşanır mı ?

    İyi gezmeler dileğimle

    Eren Evren
    http://www.gezelimgorelimbilelim.com

    • Merhaba Slovenya’da evinize gelen tesisatçı bile İngilizce biliyor, hiç dert etmeyin. hiçbir sorun yaşamazsınız:)

Leave a Comment